Ergenekon?
ARAF'TAN
Amberin Zaman
Bazı okurlarım “neden Ergenekon’u yazmıyorsun” diye yakınıyorlar. Nedeni basit: Yeterince bilgi sahibi değilim. Bu eksiğimi telafi etmek üzere konunun uzmanı ve kadim dostum Belma Akçura’ya başvurdum. Verdiği cevapları sizlerle paylaşmak istedim.
Ergenekon iddianamesi birçok insanın kafasını karıştırdı. Neden?
Kafa karışıklığına neden olan, iddianamenin içerik ve teknik açıdan karışık olması değil, Ergenekon’a taraf olanların meseleye kendi penceresinden
bakmayı sürdürmesindeki ısrarı.
Dolayısıyla bu kafa karışıklığını Ergenekon ile ilgili haberlerdeki bilgi kirliliği yaratıyor.
Ergenekon iddianamesi teknik ve içerik açısından nasıl?
Teknik olarak okuduğum birçok iddianameden farklı bulduğumu söylemeliyim.
Suç unsuru taşımayan, çok özel telefon konuşmalarına yer verilmesi, tekrarları gibi konular beni rahatsız etse de içerik açısından eksiği var fazlası yok.
İddianamede sahte belgeler var, sanıkların iddia diyebileceğimiz açıklamaları var, bunları nereye koyacağız?
O sahte belgelerden biri Veli Küçük’ün evinden çıktı.
Belgede
‘Uğur Mumcu suikastının İsrailli ajanlarca’
gerçekleştirildiği iddia ediliyor.
Basın üstüne atlıyor.
Sonra anlaşılıyor ki söz konusu belgeyi 1993’te Şevket Kazan gündeme getirmiş, Eski MİT müsteşarı Sönmez Köksal’ın belgede
yer alan imzası bir yılbaşı tebrik kartından kopyalanmış, bu belgeyi yıllar önce kurumun yalanladığı ortaya çıkıyor.
Bu kez de sanki belgeyi Ergenekon
savcısı ‘delil’ olarak sunmuş gibi ‘delile bak!”
diye haberler yapılıyor.
Yıllarca Susurluk’u manşetlerine taşıyanlar, 16 yıl sonra bile bu sahte belgenin
emekli bir tuğgeneralin Veli Küçük’ün evinden çıkıyor olmasını neden sorgulamıyorlar?
Ergenekon’u doğru okumak gerekir.
Ergenekon nasıl okunmalı...
Türkiye ‘Ergenekon’ davasıyla aslında bir hukuk sınavına hazırlanıyor. Ergenekon’u anlamak için Susurluk’u bilmek gerekiyor.
Çünkü Ergenekon, Ümraniye’de bulunan el bombaları, oradan Danıştay saldırısına uzanmıyor; Bu öyle ‘tanıdık’ bir yapılanma ki bir ucu Özdemir
Sabancı, Uğur Mumcu, Necip Hablemitoğlu, Eşref Bitlis suikastlarına, diğer ucu Cumhuriyet’in bombalanmasından Gazi olaylarına, oradan faili meçhul
cinayetlere kadar uzanıyor.
Evet, bu iddianamenin içerisinde Dink cinayeti yok, Malatya yok, darbeciler yok. Susurluk’u iyi bilenler için olması gerekenler iddianamenin içinde yok.
Ama şu da bir gerçek ki, savcılar sadece eylem planlarının yapıldığı bir süreci dikkate almış.
Bu yüzden de Ergenekon iddianamesinde yer alan bilgileri,
Türkiye’nin geçmiş karanlık yapılanmalarına ışık tutması açısından son derece değerli buluyorum...
Ergenekon’u Susurluk’tan farklı kılan ne?
Susurluk devlet içerisindeki bir yapılanmaydı. Ergenekon ise dışarıdan bir yapılanma. Susurluk’ta ‘devlet’ vardı. Burada ise ‘devlet olmaya özenen’ bir yapı var.
Yani Ergenekon emekli askerlerin ağırlığında ama hâlâ içeriden de beslenen bir yapı. Dolayısıyla ben Ergenekon’u üç parçaya ayırdım... Yani iddianamenin fotoğrafını bana sunulduğu gibi değil, kendim çekiyorum.
- Birinci ayağı, Susurluk’un çözülemeyen ayağı. Veli Küçük gibi emekli askerlerden oluşan, içeriden de beslenen bir yapı. Susurluk’ta adı geçen birçok kişiyi hâlâ içinde barındıran bir yapı...
- İkincisi, bu yapıyı yeniden örgütleyen, dışarıdan besleyen, vakıflarla, derneklerle sivil toplum kuruluşlarıyla, İlhan Selçuk, Doğu Perinçek’in içinde bulunduğu iddia edilen lobi faaliyetleriyle büyütmeye çalışan süreç
- Üçüncü ayağı da Türkiye’nin karanlık tarihinde bu yapının oynadığı rol. Danıştay saldırısı bu iddianamenin iskeletini oluşturuyorsa, Mumcu, Bitlis suikastları gibi sayısız cinayetin de bu iddianamenin içerisinde neden yer aldığını anlamamız gerekir. Bu öyle bir yapı ki cinayetler kaos üzerinden nemalanıyor.
Dolayısıyla iddianamede bu yapının parasal ilişkilerini çok önemsiyorum. Veli Küçük’ün banka hesabındaki artışlar, ihaleler... Bu ekonomik ilişkiler ağını sorgulamak Türkiye Cumhuriyeti’nin tehdit algılamalarının aslında ne anlama geldiğini de anlamamıza neden olacaktır.
Bir meseleyi çözmek için parayı takip etmek gerekir?
Kesinlikle... 2000 yılı Türkiye için yolsuzluklarla mücadelede milat kabul edildi. Ecevit çıktı “Bu bir milattır, kovana çomak soktuk” dedi. Ne oldu? Bu yapı yine kendi bankasını, mafyasını, polisini, askerini, siyasetçisini yarattı. Bitiremediler. Ergenekon iddianamesi Veli Küçük ile ilişkili olan Tuncay Güney’in 2001 yılındaki ifadelerini kendisine dayanak yapıyor. Oysa Veli Küçük için 2001’de soruşturma izni alınmış ama dosyası kapatılıyor. Niye kapatıldığını dönemin emniyet müdürü Hasan Özdemir bilmiyor, bir dönem Veli Küçük ile iş ortağı olan vali Erol Çakır bilmiyor. 2001 yılında bu soruşturma kapatılmasaydı acaba Hrant Dink ölür müydü? Acaba Danıştay saldırısı olur muydu? Kim bu cinayetlerin sorumlusu... Ergenekon davası bu sorunun da bize yanıtını vermek zorunda...
Vermezse?
Vermezse ‘Türk siyaseti şimdi de derin devlet ile pazarlık yapıyor’
diyenler haklı çıkacak.
Çünkü kökten temizlik öyle üstünden toz almakla olmuyor...
Diğer Amberin Zaman Makaleleri:
- 08.08.2008 - Mehmet Şimşek ezber bozuyor, kimilerinin de asabını
- 01.08.2008 - Durmak yok, hangi yola devam?
- 18.07.2008 - Anadolu’dan Fısıltılar, sanatla kırılan önyargılar
- 11.07.2008 - Tokat’ta utanç manzarası
- 04.07.2008 - AB bizi degil, biz AB’yi bölüyoruz
- 27.06.2008 - Türkiye-Ermenistan ilişkilerine dikkat
- 20.06.2008 - Kars’tan AKP manzaraları
- 13.06.2008 - Başörtülü kadınların sesi
- 06.06.2008 - “Ağrı’nın Derinliği”
- 30.05.2008 - Ankara havası
- 23.05.2008 - Türk demokrasisine Ermeniler de sahip çıkıyor
- 21.05.2008 - Kuzey Irak’la diyalog, ABD ve PEJAK
- 21.05.2008 - Deşifre edilen Türkiye
- 21.05.2008 - Din, vicdan ve ahlak
- 26.04.2008 - ABD’yi doğru okumak
- Tüm yazıları


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu







GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














