Yasemin Çongar
Darbecilerle uzlaşmak darbeyi davet eder
İlhan Selçuk bir yazar.
Ak Parti hükümetinden hoşnut değil.
Bu hükümetten kurtulmak istiyor.
Kurtulmanın formülünü 7 Şubat 2008 günü, yani Ak Parti aleyhinde kapatma davası açılmasından beş hafta önce şöyle anlatmış:
“Her şey elden gidiyor. Tuhaf bir durum var. Bakalım ne olacak? Şimdi
yalnız iki tane şey var. Eğer kapatma davası açılırsa, bir de üstüne
ekonomik kriz gelirse, Türkiye biraz karışırsa belki bir umutlar
doğabilir yani. Çünkü normal yollardan bunları mümkün değil yani.”
İlhan Selçuk 8 Şubat’ta daha da geliştirmiş bu formülü:
“İç savaş olmaz da, yani bir noktada eğer ortalık karışırsa, hem
ekonomik hem siyasi olarak. Belki asker gelirse bir şey olabilir.”
İlhan Selçuk Ergenekon soruşturması kapsa-mında geçen hafta gözaltına
alındı, ifadesine başvuruldu, bir buçuk gün sonra salıverildi.
Serbest kalınca ilk iş Başbakan Erdoğan’a ‘uzlaşma’ çağrısı yaptı.
Daha bir buçuk ay önce ne pahasına olursa olsun kurtulmayı istediği hükümeti yumuşamaya davet etti.
Ak Parti’den kurtulmak için “kapatma davası açılmasına, ekonomik kriz
çıkmasına, Türkiye’nin karışmasına ve askerin gelmesine” bel
bağladığını özel konuşmalarında anlatmış, üstelik bu beklentiyi ima
eden köşe yazıları da yazmış olan İlhan Selçuk gözaltı sonrası
gerginliğin düşürülmesini istiyordu.
Tuhaflığın farkında mısınız?
***
Doğu Perinçek bir siyasi partinin genel başkanı.
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandı.
Sorgusu sürerken yaptığı yazılı açıklamada, soruşturmayı yürüten Savcı’yı ve ekibini suçladı:
“(Türk Silahlı Kuvvetleri’nin) bugünkü ve geçmiş komuta kademesine suç
atmak için özel çaba içindeler. Bu görevi aldıkları sorularından ve
araştırmalarından ortaya çıkıyor. Orduyu suçlu gösterecek kanıtlar
peşindeler. Türkiye’nin birliğini savunan orduya ve milli kuvvetlere
karşı bu Ergenekon operasyonunu yürütmektedirler.”
Devletin içine uzanan ve birçok istikrarsızlaştırıcı eylemden sorumlu
olduğundan kuşkulanılan bir suç örgütünü ortaya çıkartma amaçlı hukuki
soruşturmayı böyle kötülerken adeta orduyu yardıma çağırıyordu Perinçek.
Sonra öğrendik ki, Perinçek’in lideri olduğu İşçi Partisi binasında yapılan aramalarda CD’ler ele geçmiş.
Bu CD’lerde Yargıtay Başkanlığı binasının güvenlik sistemini ayrıntılarıyla ortaya koyan bir kroki de var.
O krokiyi daha önce yayımladık.
İşçi Partisi’nde bulunan CD’lerdeki bir başka dokümanı da bugünkü manşetimizden öğreniyorsunuz.
Ergenekon soruşturmasını yapanları ‘ordu düşmanlığı’ ile suçlayan
Perinçek’in partisinde Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt’ın henüz Kara
Kuvvetleri Komutanı’yken yaptığı iki yurt gezisiyle ilgili koruma
planını gösteren dokuz sayfalık bir belge bulunmuş.
Bir siyasi parti neden Kara Kuvvetleri Komutanı’nı gözetler?
Org. Büyükanıt’ın ne şekilde korunacağına ilişkin ayrıntılı belgeler neden ve nasıl bir siyasi partinin eline geçer?
Yargıtay binasının krokisinin bir siyasi parti genel merkezinde işi ne?
Ve bu belgeleri bulunca bu soruları soran bir Savcı neden “orduya karşı” olmakla suçlanır?
Tuhaflığın farkında mısınız?
***
Ergenekon denen suç örgütünde devletin en tepesine tırmanmış
bürokratların, siyasetçilerin, emekli ve muvazzaf subayların,
işadamlarının, gazetecilerin rol almış olması bizi şaşırtmayacak.
Bunların ortaya çıkarılmasını hedefleyen bir soruşturmaya en başta
bürokrasinin, siyasetin, ordunun, iş dünyasının, akademinin, medyanın
sahip çıkması gerekmez mi?
Bütün bu kurumların kendi içlerindeki suçlulardan arınıp temizlenmek istemesi beklenmez mi?
Sadece ve sadece suçluların telaşlanması gerekmez mi?
Peki, ne oluyor?
Geri adım çağrıları, uzlaşma buyrukları, sağduyu terennümleri gırla gidiyor.
“Ergenekon’da frene basın” diye fısıldayan bir güruhla karşı karşıyayız sanki.
Ve siyasetten, ordudan, bürokrasiden, iş dünyasından, akademiden,
medyadan, evet özellikle de medyadan güçlü bir “Temiz Eller” çığlığı
yükselmiyor.
Tuhaflığın farkında mısınız?
***
Özden Örnek eski Deniz Kuvvetleri Komutanı.
Günlük tutma alışkanlığı var.
2004’te henüz muvazzafken, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç
Yalman ile Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un öncülüğünde
“Sarıkız” kod adlı bir askeri darbe planlandığını günlüğüne yazmıştı.
“Sarıkız” başarılamayınca “Ayışığı” kodlu bir diğer darbe girişiminin
bu kez Eruygur tarafından planlandığını da Örnek’in günlüğünden
okumuştuk.
Çünkü geçen yıl Nokta vardı.
Darbe günlüklerini ele geçirip yayımlamakla Türkiye’nin gelmiş geçmiş
en cesur gazetecilik örneklerinden birini veren sorumlu bir dergi vardı.
Taraf’ın dünkü manşeti “Darbe belgelendi” diyordu.
Kısa, yalın, tüyler ürpertici.
Nokta’nın askeri savcılık emriyle basılmasını ve ardından yayın
hayatına son vermesini hazırlayan darbe günlüklerinin otantik olduğu
belgelenmişti.
O günlüklerin Özden Örnek’in bilgisayarından çıktığı İstanbul Emniyeti’nce kanıtlanmıştı.
2004’te, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en üst kademedeki komutanlarının
iki ayrı darbe planı yaparak suç işlediklerinin kanıtıydı bu.
Peki, bu manşeti ne izledi?
Medyanın geri kalan kısmından yükselen ‘tıs’ sesi.
Birkaç onurlu istisnayı bir yana bırakırsak gazete ve televizyonların
çoğunluğu, dört yıl önce ordunun tepesinde darbe planladığının
kesinleşmesine bu tepkiyi verdi:
Tıs.
Kısa, yalın, tüyler ürpertici.
Çünkü onların gündeminde ‘uzlaşma’ çağrısı vardı.
Sağduyulu olmalıydık.
Herkes, başta da Başbakan Erdoğan, bir adım geri atmalıydı.
Ergenekon soruşturmasına sahip çıkmanın sırası değildi galiba.
Çetenin orduya uzandığını düşündüren haberler yapmanın mânâsı yoktu.
Darbeci zihniyete karşı çıkmamalı, aksine onunla uzlaşmalıydık.
Tehlikenin farkında mısınız?
28.03.2008



EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu