Darbe olmadı; yeni “Milliyetçi Cephe” verelim!
ABD’de ikinci kurtarma paketinin, en az Bush’un paketi kadar büyük olacağı, ancak, bu paketin finans kesiminin ve bankaların aktiflerindeki işe yaramaz kâğıtları satın almak yerine orta sınıfa yöneleceği anlaşıldı. Bu kriz süreci, güç dengesini kendi lehine çevirmek isteyen kesimlerin-sınıfların derin, kapsamlı mücadelesine de sahne olacak.
Kurtarma paketleri bu mücadelenin yansıması olarak karşımızda.
Devlet hazineleri ellerindeki kaynakları kim için, nasıl kullanacaklarına biraz da bu sınıf mücadelesinin seyri doğrultusunda karar verecekler. Bush ve Obama paketleri arasındaki fark bu anlamda bir bakış açısı farklılığı olduğu kadar kriz sonrası hâkim sermeyenin bileşiminin ipuçlarını da veriyor. İleri teknoloji üreten ve kontrol eden sanayileri öne çıkartacak olan Obama dönemi, buna uygun bir çıkış paketini yakında açıklayacak.
Aslında bu paketleri, bir noktadan sonra, yeni bir iktisat politikası ve buna bağlı yeni bir denge olarak da görebiliriz.
Türkiye’de ise işçi sendikaları ve sol şimdiye kadar uygulanan ve Washington Uzlaşısı kaynaklı neoliberal politikalara alternatif iktisat politikası çerçevesi öneremedi.
Çünkü artık “eski” sendikal anlayışlar geçerli değil. Bu sendikaların –ister sağ tarafta ister sol tarafta olsunlar- mücadele anlayışları ve örgütlenme modelleri hem bu krizi hem de kriz sonrasını kapsayacak, omuzlayacak nitelikte değil. “Bu krizin maliyetini üstlenmeyeceğiz”le başlayan açıklamalar da her zamanki bıktırıcı hamaset metinleri olarak karşımızda.
Şüphesiz ki bu konuda enternasyonal bir yaklaşım gerekiyor. Son ILO raporu krizde 20 milyon insanın işinden olacağını ortaya koydu. Dünyada artan işsizliğe karşı gerek yerel sendikalar gerekse ETUC gibi (Avrupa İşçi Sendikaları Konfederasyonu) kıtasal işçi örgütlenmeleri şimdilik çaresiz.
Bu yapılar mecburen ardı ardına açıklanan kurtarma paketlerindeki istihdama yönelik çerçeveyi –örtülü de olsa- destekliyorlar ve bunun arkasına da işçi sınıfının birliği gibi eski söylemler eklenince alın size neoliberal anlayışa karşı alternatif işçi sınıfı paketi...(!)
Geleneksel sendikal anlayışın bu yaklaşımının kopyasını sol partilerde görebiliyoruz.
Bu yaklaşım sanki kriz, kapitalizmin işleyişinin bir sonucu değilmiş gibi çok sığ bir yaklaşım sergiliyor.
Bu geleneksel anlayışa sahip tüm yaklaşımlarda krizin özünde kapitalizm olduğu neredeyse unutuluyor. Neoliberal politikalar ve bunların yürütücüleri krizin yaratıcısı olarak gösteriliyor; buna evet de ya kapitalizmin kendisi ve kapitalist devlet...
İşte tam burada çok önemli bir noktaya geliyoruz. Bu geleneksel yaklaşım yeni döneme uygun alternatif bir çerçeve üretemediği için krizin sorumlusu olarak yalnızca neoliberal politikaları ve onların yürütücülerini (IMF, Dünya Bankası, yerel hükümetler) gösteriyor. Ama bu krizi yaratanlarda, şimdilerde krizin sorumlusu olarak, neoliberal politik hattı, hükümetlerin yanlışlarını, IMF ve Dünya Bankası gibi Bretton-Woods kurumlarını işaret edip duruyor. Yani geleneksel sol anlayışa sahip parti ve sendikalar, dünyanın çoğu yerinde, kriz teşhisi ve kriz sonrasının çözümleri konusunda, neredeyse, küresel sermaye ile aynı şeyleri söylüyor. Ne ilginç değil mi?
Ama bu ilginç nokta aynı zamanda devletçi “sol” ve sağ anlayışın aynı yerde buluştuğunu bize gösteriyor. Çünkü her iki kesim de krizden çıkışın ve kriz sonrasındaki bekalarının devlete sığınmakla olacağını zannediyorlar.
Şimdi dünyanın her yerinde “sosyalist” partilerde, devletçi bir kapitalizm savunusu, yeni milliyetçilik olarak, hem de “sol”dan ortaya çıkacak. Ama bunun çok uzun ömürlü olacağını söyleyemeyiz. Çünkü bu çevreleri yeni dönemde kaybetmekte olan sermaye destekleyecek ve besleyecek. Bu sermaye çevreleri batınca ya da umutlarını iyice kaybedip arenadan çekilince bu besleme “sol” da ortadan kalkacak.
Şimdi bu çevreler Türkiye’de son kozlarını oynamak için harekete geçtiler. Hedefleri bir CHP, MHP, SP koalisyonu kotarmak. Bunu anlamak için CHP ve SP’deki “değişim” dinamiğine bakın. SP’nin hayli oturaklı bir bilim insanını partinin başına getirmesi (Prof. Dr. Numan Kurtulmuş) ve CHP’nin kapılarını “türbana” açması bu koalisyona hazırlıktan başka bir şey değil. MHP’deki hiçbir şeye bulaşmama ve bekleme politikası da bu hazırlığın bir parçası. Ama bu karanlık yeni “Milliyetçi Cephe” koalisyonuna geleneksel “sol”dan katılanlar da olacak. Hazırlıklarını yapmaya başladılar bile. Sendikaları, krizi de fırsat bilip, bu cepheye çekmeye çalışacaklar. Ayrıca CHP yoluyla da Alevileri bu tezgâha dâhil etmek istiyorlar. Yani “bizim Ergenekon darbe yapamadı; kriz de var; kriz fırsatını değerlendirip bari yeni bir Milliyetçi Cephe verelim” çetesi işbaşında. İnsanı en çok “solun” bir kısmının bu faşist tezgâhın içinde olması yaralıyor. Ama ne yapalım kriz yalnız ekonomide değil.
Diğer Cemil Ertem Makaleleri:
* 25.11.2008 - Darbe olmadı; yeni “Milliyetçi Cephe” verelim!
* 21.11.2008 - İmal edilmiş belirsizliği aşmak için...
* 18.11.2008 - Krizin turnu(sol)u ya da G-20’nin beklenen sonuçları
* 14.11.2008 - Sermayeye sosyalizm; emeğe serbest rekabet!
* 11.11.2008 - “Aklın karamsarlığı, iradenin iyimserliği”
* 07.11.2008 - Peki, ya Japonya...
* 04.11.2008 - ABD başkanlarının değişim dinamiği
* 31.10.2008 - Korku dağları bekliyor (Berlin-Tokyo dinamiği geliyor)
* 28.10.2008 - Büyük uzlaşıya doğru
* 24.10.2008 - Ne yapmalı?
* 21.10.2008 - Çürüyenler, çözülenler ve kriz sonrası...
* 17.10.2008 - Alın size gerçek “kara delik”
* 14.10.2008 - Tarihsel zor(lama)
* 10.10.2008 - Başlangıçlar 4- Kriz sonrası
* 07.10.2008 - Başlangıçlar 3- Demokratik Cumhuriyet
* Tüm yazıları


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu







GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














