|
||
Bugün bazı gazetelerde Sabancı suikastiyle ilgili şok iddialar ortaya atıldı. İddialar Özdemir Sabancı’ya kadar ulaştı. Aynı şekilde suikastı aralarında askerlerin de bulunduğu Susurluk bağlantılı bir çetenin organize ettiği öne sürüldü. Bu da bir MİT belgesine dayandırıldı.
MİT bu iddialara jet yanıt verdi. Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, bugün bir gazetede, “İşte MİT'in Sabancı Cinayeti Raporu” başlığı altında Zihni Çakır'ın “Kod Adı Darbe” isimli kitabına atfen yayımlanan bilgi ve belgenin gerçek olmadığını, kurum ile de bağlantısının bulunmadığını bildirdi. Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığından konuya ilişkin yapılan basın açıklamasında, “Taraf gazetesinin 11 Mayıs 2008 tarihli sayısında 'İşte MİT'in Sabancı Cinayeti Raporu' başlığı altında Zihni Çakır'ın 'Kod Adı Darbe' isimli kitabına atfen yayımlanan bilgi ve belge gerçek olmayıp, kurumumuz ile de bağlantısı bulunmamaktadır” denildi. İŞTE İDDİALAR Gazeteci Zihni Çakır’ın “Kod Adı Darbe” adlı kitabında şok iddialar yer alıyor. Kitabın alıntı yaptığını iddia ettiği 1996/114 hazırlık, 1997/443 esas sayılı belgede öne sürülen iddialar şöyle: İDDİA 1 - İstanbul Büyükçekmece’deki Sabancılar’a ait Akçimento fabrikasında Emniyet’in kaçakçılardan ele geçirdiği uyuşturucular yakılıyordu. Ancak bir süre sonra yakmak yerine bu uyuşturucular Avrupa’ya satılmaya başlandı. Özdemir Sabancı uyarıldı ancak işleyiş devam etti. İDDİA 2 - Sabancı cinayeti katilleri Mustafa Duyar, Fehriye Erdal ve İsmail Akkol’un Türk istihbarat birimlerince kullanıldı, ve DHKP-C cinayeti para karşılığı üstlendi. İDDİA 3 - Cinayet sırasında Sabancı Center’ın güvenlik kameralarında dördüncü bir suikastçı belirlendi. Bu şüpheli Kıdemli Piyade Yüzbaşı Hüseyin Pepekal’dir. İDDİA 4 - Cinayet, Abdullah Çatlı, Hüseyin Kocadağ ve Yüzbaşı Pepekal birlikte organize etti. Çatlı ve Pepekal, cinayetten önce çimento fabrikasında imha edilmesi gereken uyuşturucunun Avrupa’ya gönderilmesiyle ilgili rahatsızlıklarını Özdemir Sabancı’ya iletmişti. İDDİA 5 - Yüzbaşı Hüseyin Pepekal, DHKP-C ile Hüseyin Baybaşin aracılığıyla bağlantı kurdu. Pepekal, DHKP-C lideri Dursun Karataş ile buluşmak üzere Fransa’ya gitti. Görüşme Hollanda’da gerçekleşti.
|

EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar










GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.



multimedya
internet
aşamasındaki
bugünkü
internette
limit ve aşırı
fiyatlar da bir
sansürdür