CHP nedir?
CHP,
demokrasinin laiklik ve cumhuriyetin olmazsa olmaz tamamlayıcısı
olduğunu kağıt üzerinde kabul etse de,
"Türkiye'nin özel koşulları
nedeniyle"
demokrasinin bu ülkede cumhuriyet için büyük bir tehlike
oluşturabileceğini düşünenlerin partisidir
AHMET İNSEL
Hem halk, hem devlet
Fena halde statükocu
Buna karşılık günümüz siyasal yaşamında son derece önemli bir rol
oynayan bir siyasal partiyi, çok partili yaşam geleneği olan başka bir
ülke yurttaşına tarif etmekte zorlanırız. Hadi başkasına tarif etmeyi
bir kenara bırakalım, kendimize tarif etmek hiç kolay değildir. Bu
parti kendini sosyaldemokrat olarak tanımlar. Sosyalist Enternasyonal
üyesidir. Türkiye'de siyasal dağılımı sağdan sola bir yelpaze biçiminde
çizecek olsanız, eliniz ister istemez bu partiyi yelpazenin sol
tarafına koyar. CHP, programına bakarsanız, yöneticilerini dinlerseniz,
parti üyelerine sorarsanız, Türkiye'nin tarihi ve özgün sol partisidir.
Günümüz evrensel siyasal etiketlerine göre, sosyaldemokrat bir parti
olduğu iddia edilir.
İşte bu iddia, CHP konusunda "kuş mudur, deve mi?" sorusunu gündeme
getirir. Türkiye'yi bilmeyen, tek parti yönetimi tecrübesi olmamış bir
kişiye CHP'yi anlatmak kolay değildir. Özellikle benimsediği sıfatlarla
günümüz CHP'sinin aldığı tavırlar, işlediği temalar, karşı çıktığı
girişimler arasındaki bağın kurulabilmesi için sizin uzun bir tarihsel
geri dönüş yapmanız gerekir. Bu arada günümüz CHP'si gözden kaybolur ve
kendinizi otoriter Türkiye Cumhuriyeti tarihini anlatırken bulursunuz.
CHP, Türkiye'nin gerçekten özgün siyasal partisidir. Kendini hem
halk hem devlet olarak gören, tepeden veya otoriter modernleşmenin
zamanının daha geçmediği bir dönemin nostaljisiyle zihin dünyası
dağlanmış bir partidir. Dünya ve toplum değiştiği için, kendini ortanın
soluna yerleştirmiş, çok daha sonra, sosyaldemokrat olarak
tanımlanmanın kendine yakışacağına karar vermiş bir partidir. Kendisi,
zihin dünyası, değerleri değiştiği için zaman içinde sosyaldemokrat
olmadı. Toplum ve dünya değiştiği için, ona ayak uydurur gibi yapmak
için etiket değiştirdi.
Bu nedenle, bugün CHP'nin Sosyalist Enternasyonal üyeliği çürük
diş gibi sırıtıyor. 2006 yılında, aşırı sağ ve milliyetçi parti ile
hükümet koalisyonu kurduğu için Sosyalist Enternasyonal üyeliği 10 ay
askıya alınan Slovak Sosyaldemokrat Partisinden daha fazla sırıtıyor.
Murat Çelikkan, "Baykal istifa" çığlıklarının parti içinde ayyuka
çıktığı yerel seçimler sonrasında yaptığı bir değerlendirmede, bu
CHP'nin sadece kendine özgü bir parti olmadığını, kullandığı
kavramların tanımını da kendine özgü biçimde yaptığını gösteriyordu
(Radikal, 14.4.2004). CHP'nin, bütünüyle değişim karşıtı, var olan
statü ve yapıların korunmasından başka bir şey talep etmeye ne soluğu
ne de tahayyül dünyası izin veren bir parti olduğunu, 2004 sonrasında
daha açık biçimde gördük. Siyasal alanda varlığını, koruma ve kollama
misyonuna indirgeyen, koruduğu ve kolladığı şeyin arazlarını
sorgulamaya mecali veya cesareti olmayan ya da buna ihtiyaç bile
hissetmeyen bir statüko partisi, CHP.
Sosyaldemokrat mı, tartışılır ama kesinlikle milliyetçi. Üstelik
az buz değil. Günümüz dünyasında değişimin, küreselleşmenin sorunlarına
ve Türkiye'deki asli sorunlara bulunacak çözümlerin milliyetçi bir
tepki uyandırdığını görerek, zaten damarlarındaki kanda bol bulunan
milliyetçiliğe daha sıkı yapışıyor. Çelikkan, 2004'te, CHP işi
sosyaldemokrasinin, kendisine bugüne kadar bir şey kazandırmadığını
düşündüğü için, değişim, barış, dayanışma gibi kavramlara cüzzamlı
muamelesi yapan, statüko, savaş ve milliyetçilik çizgisinin sağlam
sularında seyretmeyi tercih ettiğini belirtiyordu. Aradan geçen dört
yıl CHP'nin bu konuda nasıl kararlı olduğunu gösterdi. Temmuz hezimeti
sonrası "Baykal istifa" bağırışları da sadece bir ritüeldi.
İnsan odaklı olmayan, "toprak, strateji ve statüko" merkezli olan
bu CHP sosyaldemokrasisi, tam bu nedenle politika üretme özürlüdür.
Politikadan anladığı, parti içinde lider sultasını pekiştirecek
manevralar, parti dışında da muhalefet yapıyor gözükmek için bağırıp
çağırmaktır.
Kanında bir miktar sosyallik izlerine rastlanan CHP'nin,
demokratlığı ise bütünüyle sahtedir. 28 Nisan 2007 sabahı, CHP Genel
Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Genelkurmay Başkanlığı'nın gece yarısı
internet sitesine koyduğu basın bildirisinin her satırına katıldığını
açıklarken, CHP ve demokrasinin yan yana gelmesi mümkün olmayan iki
kavram olduğunu gösterdi. O muhtıradan sonra, "oh, be!" deyip uzun bir
dönemden beri ilk kez o gece huzur içinde uyuyanların partisidir CHP.
CHP, ceza kanununun 301. maddesinin değiştirilerek, ifade
özgürlüğünün güvence altına alınması tartışmalarında, bütünüyle
statükocudur. İşi ona bıraksanız, neredeyse daha da yasakçı olur. AB
uyumu yönünde yapılan düzenlemeler, günümüz CHP yöneticileri, yani
sadece Baykal değil, Öymen, Sav, Özyürek ve şürekası için Sevr'in geri
getirilmesi, kapitülasyonlar verilmesi, ülkenin yabancılara peşkeş
çekilmesidir. Kıbrıs'ta yegane amaç, KKTC'nin bağımsız devlet olarak
kalmasını sağlamaktır. Irak'ta Kürt Federe Devleti kurulmasını her yola
başvurarak önlemek, bunun için gerekirse Kuzey Irak'ın bir bölümünü
askeri denetim altına almaktır. Bu CHP zihniyeti, Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlığı ile Müslümanlığı birbirine karıştırır. Gayrimüslim
azınlıkların okulları, vakıfları, kurumları, "yabancılarındır".
CHP, demokrasinin laiklik ve cumhuriyetin olmazsa olmaz
tamamlayıcısı olduğunu kağıt üzerinde kabul etse de, "Türkiye'nin özel
koşulları nedeniyle" demokrasinin bu ülkede cumhuriyet için büyük bir
tehlike oluşturabileceğini düşünenlerin partisidir. Bu partinin önde
gelenleri, emekten yana görünmekle birlikte, her zaman emeğin
haklarının devletin çıkarlarına feda edilebileceğini doğal bir olgu
olarak kabul ederler.
İktidardaki partinin "devlet kurumlarıyla" karşı karşıya
geldiğini iddia ederek, bu partinin kapatılması ihtimalinden memnun
olacaklarını gizlemezler.
İçinde bazı üst rütbeli subayların bulunduğu iddia edilen darbe
teşebbüslerinin, bombalama ve insan öldürmeye varan eylemlerde
bulunduğu konusunda güçlü karineler olan ve amacı olası darbelere uygun
kamuoyu oluşturmak olan çeteleşmiş yapıların üyelerinin yargılanmasını,
bu komplolara dahil olanların hepsinin ortaya çıkarılmasını ısrarla
talep etmek yerine, Baykal şöyle konuşabilir: "Türkiye'de daima
çeteleşme olayları olmuştur. Çeteleşme olaylarının ekonomik hedefleri
olmuştur, bazen siyasi hedefleri olmuştur, bazen siyasi hedeflerle
ekonomik çıkarlar içiçe geçmiştir, bunların çok örnekleri vardır.
Şimdi, ortaya çıkan bu olayın birden bire çok özel bir olay olarak ele
alınmakta olduğunu ve buna yönelik siyasi sahiplenme duygusunun birden
bire çok yukarı düzeyde ortaya çıktığını gördük". Baykal'a göre,
"Ergenekon 2008 Ocak ayında hükümet tarafından yaratılmıştır". Darbe
girişimlerinin, insanların öldürülmesinin, bombaların sağa sola
atılmasının bu denli küçümsendiği, zanlıların değil, art niyetle veya
değil bu suç şebekesinin üzerine gidenleri suçlayan zihniyettir
Türkiye'de CHP sosyaldemokrasisi. Bu girişimlerin "çok özel
olmadığını", vakayı adiye sayılmaları gerektiğini, kısacası üzerlerinin
usulca örtülmesini tavsiye eder. Çünkü organizmasının derinlerinde
İttihatçı damarı hâlâ atıyor.
CHP'nin nasıl bir sosyaldemokrat olduğunu anlatabilmek için,
1930-40'ların devletçi, merkeziyetçi, yasakçı, içe kapanmacı egemen
düşün dünyasını hatırlatmak ihtiyacı duyulması yeterince anlamlıdır. Bu
CHP'yi anlatmak için, artık CHP'nin var gücüyle sahiplendiği 1982
Anayasası'nın nasıl bir devlet-toplum ilişkisi anlayışından
kaynaklandığını hatırlatmak yeterlidir.
Şarkıcı Şevval Sam, son milletvekili seçimleri öncesinde, daha
kestirme bir ifadeyle, "CHP, ırkçı, faşist bir partidir", demişti. Her
basitleyici toptan değerlendirme gibi, bu sıfatların CHP gerçeğini
doğru yansıtmadığı söylenebilir. Irkçılığın ve faşizmin evrensel
tariflerine CHP'nin ne kadar uyduğu elbette tartışılır. Buna rağmen,
"ırkçı ve faşisttir" denildiğinde, "saçmalama" deyip bir hamlede
kestirip atamıyorsanız eğer, ortada son derece ciddi bir sorun var
demektir. Bu sorun, sadece Baykal değildir. Sadece CHP yönetimiyle de
sınırlı değildir. Türkiye siyasal yelpazesinde sol olarak tanımlanan
konumların bir kesimiyle yakından ilgilidir.
|
Nasıl bir CHP?
E. FUAT KEYMAN Radikal İki'de 30 Mart 2008'de yayımlanan "CHP nedir?" yazısında Ahmet İnsel, bugünkü CHP yönetiminin Türkiye'nin önemli sorunlarına çözüm tartışmalarında aldığı konum, kullandığı söylem ve uyguladıkları politikalar temelinde sert ama gerçekçi bir eleştirel CHP çözümlemesi yapıyordu. Bu yazıya 06 Nisan 2008'de yayımlanan "CHP ne değildir?" yazısında Mustafa Özyürek yanıt verdi. Özyürek'in yanıtı yumuşak ama gerçekçi değildi. Çünkü verilen yanıt, hiçbir zaman parti yönetimi tarafından dillendirilmeyen ve uygulamaya sokulmayan yoksulluğa karşı mücadeleden demokratikleşmeye kadar geniş bir toplumsal sorunlar alanında CHP'nin parti programına dayanıyordu. İnsel'in söylem ve uygulama temelinde gerçekçi CHP eleştirisine karşı Özyürek'in kağıt üzerinde yer alan ama uygulamaya sokulmayan bir parti programına göndermeyle verdiği yanıt, içerik temelinde zayıf ama bugünkü CHP yönetiminin hareket tarzını açıklayıcı nitelikteydi.
CHP yönetiminin siyaset anlayışı
CHP nasıl olmalı?
Seçim kazanan bir CHP
Türkiye'nin iyi ve adaletli yönetimi
|



EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu
