Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
cumhurreisi ayed hadis en birinci bila kayd u şard nufüs huviyet cuzdanıkagıt 50 kurus sabim 184 alolambadan vazo bırakın da çalışalım analar günü duelist filmiEMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi." O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı. 28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı. Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı . ' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır. 28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu. Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu. AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim. Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? " Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... " İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit... İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser. Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır. Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi... İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu. Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır. Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır. Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz... AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı. Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı... Misalleri çoğaltabiliriz. Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti. Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek. Yapmazsa, boğarlarezberbozan okuryazarTRT LOGO ginseng çicek Glitter Photos
karar millendirlee young ae duelist filmFree Image Hosting - Photolava.com Free Image Hosting - Photolava.compeygamberimizin doğduğu evsalıncakta ata sosyalguvenligi tam turkeyTRT LOGOsirinler Srebrenica_Inferno.mp3 BİR (  1  )    İHRACAAT DOLARINDAN
SAĞLANAN TOPLAM GELİR
 
Nis
24
    
okuryazarhay | 24 Nisan 2008 13:01 | 0 fav | etiket:  
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

CHP nedir?

CHP, demokrasinin laiklik ve cumhuriyetin olmazsa olmaz tamamlayıcısı olduğunu kağıt üzerinde kabul etse de,

"Türkiye'nin özel koşulları nedeniyle"

demokrasinin bu ülkede cumhuriyet için büyük bir tehlike oluşturabileceğini düşünenlerin partisidir

 


 

AHMET İNSEL 

Türkiye'de siyasal partileri günümüz dünyasının siyasal kriterlerine göre değerlendirirken, genellikle çok fazla zorlanmayız. AKP, MHP, DYP, ANAP, DTP ve diğerleri, Türkiye toplumunun ve bu ülkenin tarihinin getirdiği özellikleri de içeren, ama çok partili rejimin uzun yıllardır yürürlükte olduğu başka toplumlardaki insanlara tarif etmekte çok zorlanılmayacak partilerdir. Benzerleri, üç aşağı beş yukarı o ülkelerde de bulunur. Adı geçen partilerin kendilerini tanımlamak için kullandıkları sıfatların önemli bir kısmı, o partilerin yöneticilerinin ve parti üyelerinin çoğunluğunun gerçekten inandığı, benimsediği ve siyasal davranışlarına yansıyan değerlerdir. Muhafazakârlık, liberallik, milliyetçilik, hür teşebbüsçülük, hürriyetçilik, merkeziyetçilik, çokkültürcülük gibi farklı ilkelerin siyasal söylemlerinde ve davranışlarında izleri açık biçimde yer alır.
Buna karşılık günümüz siyasal yaşamında son derece önemli bir rol oynayan bir siyasal partiyi, çok partili yaşam geleneği olan başka bir ülke yurttaşına tarif etmekte zorlanırız. Hadi başkasına tarif etmeyi bir kenara bırakalım, kendimize tarif etmek hiç kolay değildir. Bu parti kendini sosyaldemokrat olarak tanımlar. Sosyalist Enternasyonal üyesidir. Türkiye'de siyasal dağılımı sağdan sola bir yelpaze biçiminde çizecek olsanız, eliniz ister istemez bu partiyi yelpazenin sol tarafına koyar. CHP, programına bakarsanız, yöneticilerini dinlerseniz, parti üyelerine sorarsanız, Türkiye'nin tarihi ve özgün sol partisidir. Günümüz evrensel siyasal etiketlerine göre, sosyaldemokrat bir parti olduğu iddia edilir.

Hem halk, hem devlet
İşte bu iddia, CHP konusunda "kuş mudur, deve mi?" sorusunu gündeme getirir. Türkiye'yi bilmeyen, tek parti yönetimi tecrübesi olmamış bir kişiye CHP'yi anlatmak kolay değildir. Özellikle benimsediği sıfatlarla günümüz CHP'sinin aldığı tavırlar, işlediği temalar, karşı çıktığı girişimler arasındaki bağın kurulabilmesi için sizin uzun bir tarihsel geri dönüş yapmanız gerekir. Bu arada günümüz CHP'si gözden kaybolur ve kendinizi otoriter Türkiye Cumhuriyeti tarihini anlatırken bulursunuz.
CHP, Türkiye'nin gerçekten özgün siyasal partisidir. Kendini hem halk hem devlet olarak gören, tepeden veya otoriter modernleşmenin zamanının daha geçmediği bir dönemin nostaljisiyle zihin dünyası dağlanmış bir partidir. Dünya ve toplum değiştiği için, kendini ortanın soluna yerleştirmiş, çok daha sonra, sosyaldemokrat olarak tanımlanmanın kendine yakışacağına karar vermiş bir partidir. Kendisi, zihin dünyası, değerleri değiştiği için zaman içinde sosyaldemokrat olmadı. Toplum ve dünya değiştiği için, ona ayak uydurur gibi yapmak için etiket değiştirdi.
Bu nedenle, bugün CHP'nin Sosyalist Enternasyonal üyeliği çürük diş gibi sırıtıyor. 2006 yılında, aşırı sağ ve milliyetçi parti ile hükümet koalisyonu kurduğu için Sosyalist Enternasyonal üyeliği 10 ay askıya alınan Slovak Sosyaldemokrat Partisinden daha fazla sırıtıyor.
Murat Çelikkan, "Baykal istifa" çığlıklarının parti içinde ayyuka çıktığı yerel seçimler sonrasında yaptığı bir değerlendirmede, bu CHP'nin sadece kendine özgü bir parti olmadığını, kullandığı kavramların tanımını da kendine özgü biçimde yaptığını gösteriyordu (Radikal, 14.4.2004). CHP'nin, bütünüyle değişim karşıtı, var olan statü ve yapıların korunmasından başka bir şey talep etmeye ne soluğu ne de tahayyül dünyası izin veren bir parti olduğunu, 2004 sonrasında daha açık biçimde gördük. Siyasal alanda varlığını, koruma ve kollama misyonuna indirgeyen, koruduğu ve kolladığı şeyin arazlarını sorgulamaya mecali veya cesareti olmayan ya da buna ihtiyaç bile hissetmeyen bir statüko partisi, CHP.
Sosyaldemokrat mı, tartışılır ama kesinlikle milliyetçi. Üstelik az buz değil. Günümüz dünyasında değişimin, küreselleşmenin sorunlarına ve Türkiye'deki asli sorunlara bulunacak çözümlerin milliyetçi bir tepki uyandırdığını görerek, zaten damarlarındaki kanda bol bulunan milliyetçiliğe daha sıkı yapışıyor. Çelikkan, 2004'te, CHP işi sosyaldemokrasinin, kendisine bugüne kadar bir şey kazandırmadığını düşündüğü için, değişim, barış, dayanışma gibi kavramlara cüzzamlı muamelesi yapan, statüko, savaş ve milliyetçilik çizgisinin sağlam sularında seyretmeyi tercih ettiğini belirtiyordu. Aradan geçen dört yıl CHP'nin bu konuda nasıl kararlı olduğunu gösterdi. Temmuz hezimeti sonrası "Baykal istifa" bağırışları da sadece bir ritüeldi.
İnsan odaklı olmayan, "toprak, strateji ve statüko" merkezli olan bu CHP sosyaldemokrasisi, tam bu nedenle politika üretme özürlüdür. Politikadan anladığı, parti içinde lider sultasını pekiştirecek manevralar, parti dışında da muhalefet yapıyor gözükmek için bağırıp çağırmaktır.

Fena halde statükocu
Kanında bir miktar sosyallik izlerine rastlanan CHP'nin, demokratlığı ise bütünüyle sahtedir. 28 Nisan 2007 sabahı, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Genelkurmay Başkanlığı'nın gece yarısı internet sitesine koyduğu basın bildirisinin her satırına katıldığını açıklarken, CHP ve demokrasinin yan yana gelmesi mümkün olmayan iki kavram olduğunu gösterdi. O muhtıradan sonra, "oh, be!" deyip uzun bir dönemden beri ilk kez o gece huzur içinde uyuyanların partisidir CHP.
CHP, ceza kanununun 301. maddesinin değiştirilerek, ifade özgürlüğünün güvence altına alınması tartışmalarında, bütünüyle statükocudur. İşi ona bıraksanız, neredeyse daha da yasakçı olur. AB uyumu yönünde yapılan düzenlemeler, günümüz CHP yöneticileri, yani sadece Baykal değil, Öymen, Sav, Özyürek ve şürekası için Sevr'in geri getirilmesi, kapitülasyonlar verilmesi, ülkenin yabancılara peşkeş çekilmesidir. Kıbrıs'ta yegane amaç, KKTC'nin bağımsız devlet olarak kalmasını sağlamaktır. Irak'ta Kürt Federe Devleti kurulmasını her yola başvurarak önlemek, bunun için gerekirse Kuzey Irak'ın bir bölümünü askeri denetim altına almaktır. Bu CHP zihniyeti, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ile Müslümanlığı birbirine karıştırır. Gayrimüslim azınlıkların okulları, vakıfları, kurumları, "yabancılarındır".
CHP, demokrasinin laiklik ve cumhuriyetin olmazsa olmaz tamamlayıcısı olduğunu kağıt üzerinde kabul etse de, "Türkiye'nin özel koşulları nedeniyle" demokrasinin bu ülkede cumhuriyet için büyük bir tehlike oluşturabileceğini düşünenlerin partisidir. Bu partinin önde gelenleri, emekten yana görünmekle birlikte, her zaman emeğin haklarının devletin çıkarlarına feda edilebileceğini doğal bir olgu olarak kabul ederler.
İktidardaki partinin "devlet kurumlarıyla" karşı karşıya geldiğini iddia ederek, bu partinin kapatılması ihtimalinden memnun olacaklarını gizlemezler.
İçinde bazı üst rütbeli subayların bulunduğu iddia edilen darbe teşebbüslerinin, bombalama ve insan öldürmeye varan eylemlerde bulunduğu konusunda güçlü karineler olan ve amacı olası darbelere uygun kamuoyu oluşturmak olan çeteleşmiş yapıların üyelerinin yargılanmasını, bu komplolara dahil olanların hepsinin ortaya çıkarılmasını ısrarla talep etmek yerine, Baykal şöyle konuşabilir: "Türkiye'de daima çeteleşme olayları olmuştur. Çeteleşme olaylarının ekonomik hedefleri olmuştur, bazen siyasi hedefleri olmuştur, bazen siyasi hedeflerle ekonomik çıkarlar içiçe geçmiştir, bunların çok örnekleri vardır. Şimdi, ortaya çıkan bu olayın birden bire çok özel bir olay olarak ele alınmakta olduğunu ve buna yönelik siyasi sahiplenme duygusunun birden bire çok yukarı düzeyde ortaya çıktığını gördük". Baykal'a göre, "Ergenekon 2008 Ocak ayında hükümet tarafından yaratılmıştır". Darbe girişimlerinin, insanların öldürülmesinin, bombaların sağa sola atılmasının bu denli küçümsendiği, zanlıların değil, art niyetle veya değil bu suç şebekesinin üzerine gidenleri suçlayan zihniyettir Türkiye'de CHP sosyaldemokrasisi. Bu girişimlerin "çok özel olmadığını", vakayı adiye sayılmaları gerektiğini, kısacası üzerlerinin usulca örtülmesini tavsiye eder. Çünkü organizmasının derinlerinde İttihatçı damarı hâlâ atıyor.
CHP'nin nasıl bir sosyaldemokrat olduğunu anlatabilmek için, 1930-40'ların devletçi, merkeziyetçi, yasakçı, içe kapanmacı egemen düşün dünyasını hatırlatmak ihtiyacı duyulması yeterince anlamlıdır. Bu CHP'yi anlatmak için, artık CHP'nin var gücüyle sahiplendiği 1982 Anayasası'nın nasıl bir devlet-toplum ilişkisi anlayışından kaynaklandığını hatırlatmak yeterlidir.
Şarkıcı Şevval Sam, son milletvekili seçimleri öncesinde, daha kestirme bir ifadeyle, "CHP, ırkçı, faşist bir partidir", demişti. Her basitleyici toptan değerlendirme gibi, bu sıfatların CHP gerçeğini doğru yansıtmadığı söylenebilir. Irkçılığın ve faşizmin evrensel tariflerine CHP'nin ne kadar uyduğu elbette tartışılır. Buna rağmen, "ırkçı ve faşisttir" denildiğinde, "saçmalama" deyip bir hamlede kestirip atamıyorsanız eğer, ortada son derece ciddi bir sorun var demektir. Bu sorun, sadece Baykal değildir. Sadece CHP yönetimiyle de sınırlı değildir. Türkiye siyasal yelpazesinde sol olarak tanımlanan konumların bir kesimiyle yakından ilgilidir.

 

 

 


Nasıl bir CHP?

Nasıl bir CHP?
Deniz Baykal ve bugünkü yönetimiyle CHP'nin AKP'ye karşı bir şansı olabilir mi?
Karşımızda, siyasi gücü az, toplumsal desteği giderek azalan, seçimleri kurultay seçimlerine indirgemiş, sonuçta da seçim kazanma ve Türkiye'yi yönetme şansı ve potansiyeli giderek küçülen bir parti ve CHP'yi bu parti konumuna getiren bugünkü yönetim var

 


 

E. FUAT KEYMAN

Radikal İki'de 30 Mart 2008'de yayımlanan "CHP nedir?" yazısında Ahmet İnsel, bugünkü CHP yönetiminin Türkiye'nin önemli sorunlarına çözüm tartışmalarında aldığı konum, kullandığı söylem ve uyguladıkları politikalar temelinde sert ama gerçekçi bir eleştirel CHP çözümlemesi yapıyordu. Bu yazıya 06 Nisan 2008'de yayımlanan "CHP ne değildir?" yazısında Mustafa Özyürek yanıt verdi. Özyürek'in yanıtı yumuşak ama gerçekçi değildi. Çünkü verilen yanıt, hiçbir zaman parti yönetimi tarafından dillendirilmeyen ve uygulamaya sokulmayan yoksulluğa karşı mücadeleden demokratikleşmeye kadar geniş bir toplumsal sorunlar alanında CHP'nin parti programına dayanıyordu. İnsel'in söylem ve uygulama temelinde gerçekçi CHP eleştirisine karşı Özyürek'in kağıt üzerinde yer alan ama uygulamaya sokulmayan bir parti programına göndermeyle verdiği yanıt, içerik temelinde zayıf ama bugünkü CHP yönetiminin hareket tarzını açıklayıcı nitelikteydi.

CHP yönetiminin siyaset anlayışı
Fakat bugünkü CHP yönetiminin, ne Türkiye'deki CHP ya da sosyal demokrasi tarihini ne de kendisine oy veren CHP seçmeninin Türkiye üzerine düşüncelerini tüm olarak temsil ettiğini biliyoruz. Üstelik, bugünkü CHP yönetiminin üstlendiği tepkici milliyetçi tutumun, Türkiye'nin ekonomik, siyasal ve kültürel düzeylerde yaşadığı sorunlara çözüm bulmada aldığı olumsuz konumun ve tüm toplumsal kesimleri kucaklamada gösterdiği dışlayıcı eğilimin, Türkiye'de sosyal demokrasinin 1960'lardan başlayan tarihini tam anlamıyla temsil etmediğini de söylemeliyiz. Bu, hem sosyal demokrat söylem ve siyasetin Türkiye'de gelişmesine katkı verenlere hem de Türkiye'nin daha adaletli, daha demokratik, daha ekonomik refaha sahip bir ülke olması için bugün CHP'den hâlâ umudu olan ve bu nedenle CHP'ye oy atan sosyal demokrat seçmenlere haksızlık olur. Bu nedenle de, "CHP nedir?" sorusunun bugünkü CHP yönetimi temelinde sorulmuş bir soru olduğunu ve İnsel'in yanıtının büyük gerçeklik payının da bu yönetim anlayışı bağlamında oluştuğunu söylemeliyiz. Bu sınırlama ve bağlamlaştırma girişimine İnsel'in büyük bir itirazı olacağını düşünmüyorum.
Özyürek'in yanıtının güçsüzlüğü de tam da bu noktada oluşuyor. Özyürek'in yanıtı, CHP tarihinin sosyal demokrat ya da ortanın-solu veya "bu düzen değişmeli" boyutunu temsil etmiyor. Dahası yanıt bugünkü CHP seçmeninin tümünün ya da CHP milletvekillerinin tümünün kafasındaki CHP nedir ya da ne değildir sorularına verdikleri yanıtları da temsil etmiyor. Aksine yanıt bugünkü CHP üst yönetiminin tepkici milliyetçi, dışlayıcı ve sorun çözme kapasitesi düşük niteliğinden verildiği için zayıf kalıyor.

CHP nasıl olmalı?
Bu nedenle de, "CHP nedir?" ve "CHP ne değildir?" sorularını bugünkü CHP yönetimi içinde düşünmemiz daha yararlı olacaktır. Bu düşünce biçimi bize, aynı zamanda, "CHP nasıl olmalı?" ya da "Nasıl bir CHP?" sorularını sorma olanağını da verecek ki bu sorular bugün asıl sormamız ve yanıt aramamız gereken sorulardır. Üstelik, "CHP nasıl olmalıdır" sorusunun ve bu soruya verilecek yanıtın önemi sadece CHP'yle ve bu partinin geleceğiyle sınırlı değildir. "Nasıl bir CHP?" sorusu, CHP'nin gerisinde, "Nasıl bir Türkiye?" sorusuna verilecek yanıtı da içeriyor. Toplumsal kutuplaşmaya, toplumsal istikrarsızlığa, toplumsal parçalanmaya giden bir Türkiye mi, yoksa istikrarlı, adaletli, demokratik, farklılıkların birarada yaşadığı ve tüm vatandaşların kendilerini eşit vatandaşlar olarak hissettikleri bir Türkiye mi? Bu soruya yanıt, "Nasıl bir CHP?" sorusuna verilen yanıtla direkt ilişkilidir. Ekonomik istikrarı olan, insani kalkınma endeksi yüksek, demokrasisi derinleşmiş, günlük yaşamı güvenli ve toplumsal birarada yaşama istenci kuvvetli bir Türkiye mi, yoksa siyasi ve ekonomik krizlerin sürekli olduğu bir Türkiye mi? Bu soruya yanıtın ne olacağı da büyük ölçüde "Nasıl bir CHP?" sorusuna verdiğimiz yanıtın ne olduğuna bağlıdır.

Seçim kazanan bir CHP
Kuramsal, siyasal ve kurumsal çözümlemeleri bir an için erteleyelim ve şu soruyu soralım: Bugünkü yönetimi içinde CHP, AKP'ye karşı seçim zaferi kazanma ve Türkiye'yi yönetme iddiasında olabilir mi? Tarihsel olarak daha somut söylersek, bugünkü yönetimi içinde CHP'nin 2009 yerel yönetim seçimlerinde ve 2011 genel seçimlerinde AKP'ye karşı başarılı olma şansı var mıdır?
Bu iki soruya CHP içinden, CHP dışından ama CHP'ye oy vermiş ve CHP üzerine çalışan akademisyenlerin ya da medya çalışanlarının yanıtı, "net bir hayır"dır. Bugünkü yönetimi içinde CHP, kurultay kazanan ama seçim kazanamayan bir partidir. Bu tanımlayıcı saptama üzerine de, akademik ve kamusal söylem içinde ve kamuoyu nezdinde çok büyük bir uzlaşma olduğunu söyleyebiliriz. Karşımızda bugünkü yapısıyla bugün ve yarın seçim kazanma şansı ve kapasitesi olmayan bir parti yönetimi var. Karşımızda, kendisini parti içindeki iktidar mücadelelerine kilitlemiş, kurultay kazanmanın seçim kazanmaktan önce geldiği bir parti yönetimi var. Karşımızda, 22 Temmuz 2007 genel seçimleri sonucunda tüm Türkiye'yi kucaklama kapasitesinden uzaklaşmış, bu anlamda CHP'yi kitle partisi olma niteliğini kaybeden bir parti konumuna getiren bir parti yönetimi var. Karşımızda, bu nedenle de, siyasi gücü az, toplumsal desteği giderek azalan, seçimleri kurultay seçimlerine indirgemiş, sonuçta da seçim kazanma ve Türkiye'yi yönetme şansı ve potansiyeli giderek küçülen bir parti ve CHP'yi bu parti konumuna getiren bugünkü yönetim var.

Türkiye'nin iyi ve adaletli yönetimi
Bugün Türkiye endişeler ve korkular içinde. Bugün Türkiye siyasi bir kriz ve çok ciddi bir toplumsal kutuplaşma riski içinde. Aynı zamanda, bugün Türkiye, küresel ekonomik kriz ve dalgalanmalar içinde, cari açıktan gıdaya kadar çok geniş bir alanda ciddi risklerle karşı karşıya. Seçim başarısı ve Türkiye'yi yönetme iddiası olmayan bir CHP yönetimi korkuların, endişelerin ve risklerin bırakın çözümünü, ortaya çıkmasının ve derinleşmesinin temel nedenlerinden biri konumunda. Kurultay kazanan ama seçim kazanamayan, AKP'yi seçim sandığında yenme şansı ya da böyle bir iddiası olamayan ve bu nedenle de söylemini ve siyaset anlayışını tepki ve korku üzerine kurmuş bir CHP yönetimi, bugün gereksinim içinde olduğumuz toplumsal uzlaşmanın, geleceğe karşı umudun ve iyi yönetimin önündeki engellerden biri konumunda.
Bu nedenle de CHP'yi değiştirmek, CHP yönetimine sosyal demokrat ve özgürlükçü sol bir yönetim anlayışı kazandırmak ve toplumun tüm kesimlerini kapsayıcı bir CHP yaratmak zorundayız. Böyle bir CHP Türkiye'yi yönetme iradesini inandırıcı bir nitelikte tüm toplumsal kesimlere duyuran bir siyasi aktör olacaktır. Üstelik, yukarıda vurguladığımız gibi, güçlü ve sosyal demokrat bir CHP yaratmak sadece CHP ve sosyal demokrasi için değil, Türkiye'yi korkuların, endişelerin ve güvensizliğin giderek yaygınlaştığı değil, aksine umudun, güvenin ve adaletin tanımladığı bir ülke yapmak için bir zorunluluktur. Toplumsal kutuplaşmaya, istikrarsızlaşmaya ve dışlanmaya karşı, sosyal adaleti ve demokrasiyi savunalım. Türkiye'yi, "üretim, çevre ve kimlik üçgeni" içinde iyi ve adaletli bir yönetim anlayışı içinde yönetmeyi amaçlayalım. CHP bu nedenle tepkici milliyetçiliği değil, aksine toplumu kucaklayıcı ve insani kalkınmayı amaçlayan bir sosyal demokratik düzeni, dolayısıyla Türkiye'nin değişimini savunmalıdır.

E. FUAT KEYMAN: Koç Üni.

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


"CHP nedir? AHMET İNSEL" 0 yorum yapılmış