Büyüme, istihdam, parti kapatma
2008 senesinin ilk çeyreğinde büyüme oranının yüzde 6.6 gibi kanımca
yetersiz ama beklenenin üzerinde çıkması geçen senenin aynı günlerinde
yaşanan saçma bir tartışmayı yine gündeme getirdi.
2007 senesinde erken seçime gidilirken iktidar partisi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin en büyük şansının 2003-2006 arası ortalama yüzde 7.4 oranında gerçekleşen çok tatminkar büyüme oranı olduğunu, 27 Nisan skandalının ve 367 tuhaflıklarının daha az belirleyici olduğunu ifade etmeye çalışıyorduk.
Bazı arkadaşlarımız ise hem basında hem de özel sohbetlerde ısrarla 2003-2006 arası yaşanan büyüme sürecinin sanal ya da hormonlu büyüme olduğu kanısında idiler.
İktisat teorisinde büyüme konularını bilen birisi olarak sanal ya da hormonlu büyümenin ne olduğunu anlamakta biraz zorlanıyordum, hafif hafif dalga geçiyordum ama onlar ısrarlı idiler.
2003-2006 dönemi büyüme oranının sanal ya da hormonlu olmadığının ikili hatta üçlü teyidi de mümkündü; bu dönemde artan cari açık (enerji fiyatları dışarıda bırakılsa dahi), tarım dışı istihdam performansı ve en nihai olarak da siyaseten 22 Temmuz sonuçları 2003-2006 arası yüzde 7.4’lük büyüme başarısını konfirme eden verilerdi.
2008 senesinin ilk çeyreğinde yaşanan büyüme oranı için de aynı ikili, üçlü teyit, konfirmasyon sürecini bugünden işletmek bir ölçüde mümkün.
2008 ilk çeyrek sonuçları açıklanmadan piyasa büyüme tahmincileri(!!!) daha düşük oranlar telaffuz ederken doğrusu benim de biraz aklım karışıyordu zira enerji fiyatlarının etkisi dışarıda bırakılsa bile azalma eğilimi göstermeyen cari açık büyüklükleri ile düştüğü tahmin edilen büyüme oranı fikri uyuşmuyordu; cari açıkta, enerji fiyatları hariç, düşme eğilimi yoksa bir iktisatçı bu gelişmeyi ancak büyüme oranının azalmaması ile açıklayabilir diye düşünüyordum.
Açıklanan ilk çeyrek büyüme oranı da zaten bu durumu bir ölçüde, kısmen teyit etti.
Geçen sene bu tarihlerde işittiğimiz ‘sanal, hormonlu büyüme’ sözlerini bu sene ilk çeyrek sonuçları açıklandıktan hemen sonra yine işitmeye başlattık; bu arkadaşların cari açık büyüklüğü ile büyüme oranı ilişkisini sorgulamalarını beklemiyorum ama yine de biraz kuşkucu davranmalarında kendi kredibiliteleri açısından fayda var.
Bu sabah (15 Temmuz Salı) açıklanan istihdam verileri de bir ölçüde ilk çeyrek büyüme oranının sanıldığı, iddia edildiği gibi sanal ya da hormonal olmadığının ikinci bir teyidi, kanıtı.
TUİK’in açıkladığı verilere göre geçen senenin aynı dönemine göre toplam istihdamda 434 bin kişilik bir artış var; söz konusu artışın 61 bin kişilik bölümü tarım sektöründe ve çok daha önemli olmak üzere 373 bin kişilik bölümü de tarım dışı istihdam artışı.
Bir sene içinde yaşananları hatırladığınızda yani siyasi istikrarsızlığın tavan yaptığı, ortada darbe söylentilerinin gırla gittiği bir yerde ekonomi nispi istikrarını koruyor ki bu üzerinde durulması, düşünülmesi gereken çok olumlu bir durum.
15 yaş ve yukarı nüfus anılan dönemde yaklaşık sekiz yüz bin artış göstermiş ama toplam işsiz sayısı adeta sabit, hatta çok düşük bir azalma da var; istihdam oranında küçük bir artış, işsizlik oranında ise yine küçük bir azalma gözleniyor.
Uzun bir süredir de ilk kez işgücüne katılım oranında yükselme var; işgücüne katılım oranı hala inanılmaz ölçüde düşük, yüzde kırk sekizin biraz üzerinde ve kanımca, ama bu kanımda ısrarlıyım, bu durum Türkiye’nin en önemli sosyolojik ve ekonomik sorunu.
Cari açık ve istihdam verileri ilk çeyreğin büyüme oranının hormonlu olmadığını gösteriyor.
AK Parti’yi kapatma davası sonrası gündeme gelebilecek bir seçim de muhtemelen üçüncü ayağı yani ilk çeyreğin büyüme oranının sanal olmadığının siyasi teyidini gerçekleştirecek.
2007 senesinde erken seçime gidilirken iktidar partisi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin en büyük şansının 2003-2006 arası ortalama yüzde 7.4 oranında gerçekleşen çok tatminkar büyüme oranı olduğunu, 27 Nisan skandalının ve 367 tuhaflıklarının daha az belirleyici olduğunu ifade etmeye çalışıyorduk.
Bazı arkadaşlarımız ise hem basında hem de özel sohbetlerde ısrarla 2003-2006 arası yaşanan büyüme sürecinin sanal ya da hormonlu büyüme olduğu kanısında idiler.
İktisat teorisinde büyüme konularını bilen birisi olarak sanal ya da hormonlu büyümenin ne olduğunu anlamakta biraz zorlanıyordum, hafif hafif dalga geçiyordum ama onlar ısrarlı idiler.
2003-2006 dönemi büyüme oranının sanal ya da hormonlu olmadığının ikili hatta üçlü teyidi de mümkündü; bu dönemde artan cari açık (enerji fiyatları dışarıda bırakılsa dahi), tarım dışı istihdam performansı ve en nihai olarak da siyaseten 22 Temmuz sonuçları 2003-2006 arası yüzde 7.4’lük büyüme başarısını konfirme eden verilerdi.
2008 senesinin ilk çeyreğinde yaşanan büyüme oranı için de aynı ikili, üçlü teyit, konfirmasyon sürecini bugünden işletmek bir ölçüde mümkün.
2008 ilk çeyrek sonuçları açıklanmadan piyasa büyüme tahmincileri(!!!) daha düşük oranlar telaffuz ederken doğrusu benim de biraz aklım karışıyordu zira enerji fiyatlarının etkisi dışarıda bırakılsa bile azalma eğilimi göstermeyen cari açık büyüklükleri ile düştüğü tahmin edilen büyüme oranı fikri uyuşmuyordu; cari açıkta, enerji fiyatları hariç, düşme eğilimi yoksa bir iktisatçı bu gelişmeyi ancak büyüme oranının azalmaması ile açıklayabilir diye düşünüyordum.
Açıklanan ilk çeyrek büyüme oranı da zaten bu durumu bir ölçüde, kısmen teyit etti.
Geçen sene bu tarihlerde işittiğimiz ‘sanal, hormonlu büyüme’ sözlerini bu sene ilk çeyrek sonuçları açıklandıktan hemen sonra yine işitmeye başlattık; bu arkadaşların cari açık büyüklüğü ile büyüme oranı ilişkisini sorgulamalarını beklemiyorum ama yine de biraz kuşkucu davranmalarında kendi kredibiliteleri açısından fayda var.
Bu sabah (15 Temmuz Salı) açıklanan istihdam verileri de bir ölçüde ilk çeyrek büyüme oranının sanıldığı, iddia edildiği gibi sanal ya da hormonal olmadığının ikinci bir teyidi, kanıtı.
TUİK’in açıkladığı verilere göre geçen senenin aynı dönemine göre toplam istihdamda 434 bin kişilik bir artış var; söz konusu artışın 61 bin kişilik bölümü tarım sektöründe ve çok daha önemli olmak üzere 373 bin kişilik bölümü de tarım dışı istihdam artışı.
Bir sene içinde yaşananları hatırladığınızda yani siyasi istikrarsızlığın tavan yaptığı, ortada darbe söylentilerinin gırla gittiği bir yerde ekonomi nispi istikrarını koruyor ki bu üzerinde durulması, düşünülmesi gereken çok olumlu bir durum.
15 yaş ve yukarı nüfus anılan dönemde yaklaşık sekiz yüz bin artış göstermiş ama toplam işsiz sayısı adeta sabit, hatta çok düşük bir azalma da var; istihdam oranında küçük bir artış, işsizlik oranında ise yine küçük bir azalma gözleniyor.
Uzun bir süredir de ilk kez işgücüne katılım oranında yükselme var; işgücüne katılım oranı hala inanılmaz ölçüde düşük, yüzde kırk sekizin biraz üzerinde ve kanımca, ama bu kanımda ısrarlıyım, bu durum Türkiye’nin en önemli sosyolojik ve ekonomik sorunu.
Cari açık ve istihdam verileri ilk çeyreğin büyüme oranının hormonlu olmadığını gösteriyor.
AK Parti’yi kapatma davası sonrası gündeme gelebilecek bir seçim de muhtemelen üçüncü ayağı yani ilk çeyreğin büyüme oranının sanal olmadığının siyasi teyidini gerçekleştirecek.
***********************
03 kasım 2002 öncesine dönmek için el oğuşturanlar...!!!
muhalefete şener takviyesi


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu
Eser KARAKAŞ







GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














