Babam, kötü eser getirdiğinde yazara küserdi
Henüz 28 yaşında, Türkiye'nin en genç, büyük yayınevi patronu! Can Yayınları'nın kurucusu Erdal Öz'ün vefatından sonra işlerin başına geçen Can Öz, ilk röportajı annesiyle verdi..
Beyaz kapaklı, kalp amblemli kitaplarını bütün
kitapseverler bilir. Çocukluğumda onları yan yana dizer, sayardım. Can
Yayınları, küçükken benim için Pıtırcık demekti. Şimdi 11 yaşına gelen
oğlum Ömer için aynı şey... Sınıfta bazen gizli gizli okuyor,
Pıtırcık'larını kimseyle paylaşamıyor.
Zamanla kırmızı kalpli
kitaplarım çoğaldı, çeşitlendi. Lawrence Durrell, Marquez, Paul Auster,
Paulo Coelho, Mario Vargas Llosa'yı Can'la keşfettim. Başarılı hikâye
yazarı Erdal Öz'ü de. Yaralısın adlı romanı, bir kuşak için unutulamaz
bir eserdir. Bu yüzden kalbimdeki yeri hep başka oldu Can
Yayınları'nın. Yayınevini 1981'de kuran Erdal Öz, 2006 mayısında
akciğer kanserinden öldü. Yönetim, bugün 28 yaşında olan oğlu Can Öz'e
geçti. Ve yayın dünyasındaki bütün meraklıları, kötü niyetli düşmanları
şaşırtarak büyük başarı gösterdi. Yırtık kotlu, Converse'li bu genç
adamın kısa bir zamanda yayın dünyasını parlak fikirleriyle
şaşırtacağına eminim.
Can Öz ve annesi Samiye Öz'le iki saat
konuştum. Bütün gün yan yana çalışıyor anne-oğul. Sevgi dolu
ilişkilerinde tatlı bir mesafe de gördüm. Mayıs ayına Erdal Öz'ün
biyografisini hazırlıyorlar. Can Öz: "Babama onun politikasını
sürdürerek layık olurum. Onun gibi biri olmaya çalışırsam zaten
beceremem," diyor. "10 sene sonra bir gün kapıdan babam girse, bir
kahve içsek 'Aferin ulan' diyeceği şeyi yapmak istiyorum. Babamın
yerini alamam. Bırakın beni, kimse alamaz."
CAN ÖZ:
*
Zor olan; her gün oturduğum ofiste babamın resmi var, karşımda babamın
koltuğu, raşardan biri babamın bıraktığı gibi duruyor hâlâ. Bilgisayar
Erdal Öz adıyla açılıyor. Küçük bir kutuda hâlâ onun son bıraktığı
gözlükleri durur. Yani o odaya girdiğim zaman her gün o hesaplaşmayı
yaşıyorum.
* İlkokulda baban ne iş yapıyor diye sorulduğunda "Tamirci yazar," derdim.
*
Babamın kişisel özelliği yayınevine yansıdı.. Kurumsal özellik olarak
görünen aslında Erdal Öz'dür. O da Türkçeyi sevmek, edebiyatı sevmek.
İyi bir edebiyat okuruydu. Bir yazar ona kötü bir eser getirdiğinde,
yazara karşı sevgisi azalırdı, hatta ona küserdi!
SAMİYE ÖZ:
*
Ankara'da bir arkadaşımızın evine Zülfü Livaneli ile birlikte geldiler.
Orada yıldırım aşkı oldu. Hayatımda Erdal kadar güzel şiir okuyanı
görmedim Genco Erkal dahil. Nâzım Hikmet'in Saman Sarısışiirini okumaya
başladı. Okudukça ona âşık oldum..
* Can,yaramaz bir çocuktu. Hâlâ ona küçük Can diyenler var, Erdal Can'a patlıcan' derdi.
*
Erdal'ın son ayları, Can'ın gittikçe rolü önem kazandı. Önce depoda
çalışmaya başladı. Depodan arşive geçti. Hızlı bir sistem kurdu. Her
şeye 26 yaşında hâkim oldu.
- Oğlunuz Türkiye'nin en genç yayın evi patronu. Erdal Öz, hazırlamış mıydı onu koltuğa?
- S.Ö: Yayınevinin
kurumsallaşması gerektiğini anladığımızda babası Can'dan eğitimini bir
sene dondurmasını istedi. O zaman hastalığı falan yok. Can 25 yaşında
işin içine girdi, koca yayınevini götüren bir delikanlı oldu
- Tahmin ediyor muydunuz bu kadar başarılı olacağını?
- S.Ö: Çok
yaramazdı Can. Lisedeyken, öğretmenlerin canına okuyordu. Akıllı ve
başarılı olacağı belliydi ama her zaman bir kuşku payı vardır.
Üniversite eğitimini Boston'da yaptı. Sosyoloji okudu..
- Kaç yaşındasınız?
- C.Ö: 28.
- Sizden yaşça çok büyük yazarlarla çalışıyorsunuz. Zorlanmıyor musunuz?
- C.Ö: Zahmetli
ama zor değil. Esas zor olan her gün oturduğum ofiste babamın resmi
var, karşımda babamın koltuğu, raflardan biri babamın bıraktığı gibi
duruyor hâlâ. Bilgisayarı Erdal Öz'le açılıyor. Küçük bir kutuda hâlâ
onun son bıraktığı gözlükleri durur. Yani o odaya girdiğim zaman her
gün o hesaplaşmayı yaşıyorum. Bu her zaman belki o kadar dramatik
olmuyor. Ama yılda bir-iki doruk noktada oluyor. Ona kendimi en yakın
hissettiğim an. Bu sene Erdal Öz Edebiyat Ödüllerinde oldu. 150 kişinin
önünde ödülle ilgili konuşmam gerektiği anda bir şeyler uçup gidiyor
işte, çok zorlanıyorum.
- Baba oğul ne kadar yakındınız?
- C.Ö:
Rekabet yoktu ama sıkıntılı bir ilişki olduğu kesin. Baba oğul
arasındaki birçok ilişki gibi. Çoğunlukla ergenliği atlatma krizlerinde
olan şeylerdi bunlar.
- S.Ö: İstanbul'da evi terk edip
Ankara'ya gidip, orada bir lokantada garsonluk yapmak gibi. Bir gün
babasıyla büyük bir kavga etti, vurdu kapıyı, evi terk edip bir
lokantada çalışmaya başladı.
- C.Ö: Onlar ergenlik sıkıntılarıydı. Amerika'dan
dönünce şirketle ilgili çalışma şartlarımı kafamda kurmuşum. Tam
Kopenhag kriterleri gibi kriterler var kafada. Babamla buluştum. Çok
iyi biliyorum, neye ne cevap vereceğimi. Onun anlattıklarını duymuyorum
bile. Bir şey söyledi. Çok üzüldüm. Öleceğinden haberim yoktu ama.
Babama kendimle aynı yaştaymış gibi davranıyorum. Onun söylediklerini
anlamam, bilmem mümkün değil o yaşa gelmeden. 'Çok özür dilerim,'
dedim. Neye üzüldüğümü sordu. "Senin hayatını zorlaştırıyorum, bundan
sonra senin hayatını kolaylaştırmak için çalışacağım," dedim. Sarıldı.
Bundan beş ay sonra kanser olduğunu öğrendik.
- S.Ö: Erdal'ın
son ayları diyeyim, Can'ın gittikçe rolü önem kazandı. Can önce depoda
çalışmaya başladı. Yavaş yavaş yayınevinin yapısına girdi. Erdal'ı kaybettiğimizde Can Yayınevin'e, 26 yaşında bir çocuğun olamayacağı kadar hakimdi.
- Krizle birlikte bazı yayınevleri küçülmeye gidiyor. Bağımsız bir yayınevisiniz. Okuma oranı azalıyor mu?
- C.Ö: Hayır.
Okumanın da artığını kendi rakamlarımızdan görüyorum. Yayıncılarla,
dağıtımcılarla görüşüyorum. Ama bu müthiş bir hamle değil. Çünkü zaten
ülkenin 4/2'si okur olsa çok iyi diyeceğiz. 2 bin 800 yayınevi var Türkiye'de.
Muhtemelen de 2 bin 800 okur vardır. Her şeyin hızla değiştiği bir
dönemde yaşıyorsunuz. Nitelikli okur diye düşünmek doğru değil. Önce
okur olmak lazım.
- Babanızın hayalindeki nasıl bir yayıneviydi?
- C.Ö: Kurumsal
özellik olarak görünen aslında Erdal Öz'dür. O da Türkçeyi, edebiyatı
sevmek. İyi bir edebiyat okuruydu, bir yazar ona kötü bir eser
getirdiği zaman ona sevgisi azalırdı.
- S.Ö: O yazara karşı içinde bir kırılma yaşardı.
- Kimdi o yazarlar?
- S.Ö: Çok ayıp olur onu söyleyemeyiz. Çok yazarın editörlüğünü yapmıştır Erdal.


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu









GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














