Avrupa Birliği 'Başkan'ını arıyor
10 29 2009
Avrupa Birliği liderleri, birliğin geleceğinde önemli bir rol oynayacak Lizbon Antlaşması’nın hala devreye giremediği bir ortamda toplandı. Zirvede, AB başkanlığı görevine kimin atanacağı konusu da ele alınacak. Konsey Başkanlığı için adı geçenler arasında İngiltere'nin eski başbakanı Tony Blair ile Lüksemburg Başbakanı ve Euro Bölgesi Başkanı Jean-Claude Juncker bulunuyor. Zirve öncesinde Çek Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi'nin antlaşmanın anayasayı ihlal etmediği yönünde karar alması ümit ediliyordu ancak karar ertelendi. Liderler zirvesinin önemli gündem maddelerinden biri de iklimin korunması olacak.
Brüksel, yine belirsizliklere başlayacak olan bir liderler zirvesine ev sahipliği yapıyor. Avrupa Birliği'nde karar alma sürecini daha etkin kılmak için köklü reformlar öngören Lizbon Antlaşması'nın yürürlüğe girip giremeyeceği hala belirsizliğini koruyor.
Zirve öncesinde Çek Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi'nin antlaşmanın anayasayı ihlal etmediği yönünde karar alması ümit ediliyordu. Zira Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus, antlaşmayı imzalamak için Anayasa Mahkemesi'nin kararını şart koşuyor. Ve Çek Cumhuriyeti hariç tüm üye ülkelerde onay süreci tamamlanmış durumda.
Avrupa Birliği Dönem Başkanlığını yürüten İsveç'in Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Cecilia Malmström, yaşadıkları sıkıntılı süreci şu sözlerle özetliyor: “Halen bir aşamaya gelmiş değiliz. Öncelikle Çek Anayasa Mahkemesi karar vermeli. Ardından Sayın Klaus ve hükümet ile bir çözüm bulmak için görüşmeliyiz. Gayet tabii ki ancak diğer 26 üyenin de kabul edebileceği bir çözüm söz konusu olabilir.”
Çek Cumhurbaşkanı, Lizbon Antlaşması ile İkinci Dünya Savaşı'nda sonra yerlerinden edilmiş Almanların, ülkesinden bazı taleplerde bulunabileceğini savunuyor ve bunu engellemek istediğini söylüyor. Hukukçular ise Lizbon Antlaşması'nın bu konuyla hiç ilgisi olmadığı kanısında. İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt de Klaus'u çok fazla geçmişte yaşamakla suçluyor. Bildt, “İkinci Dünya Savaşı sonrası ayrılıkların giderilerek uzlaşma sağlanması çok zor bir mevzu. AB zaten bunun üzerine, yani geleceğe yönelmek üzerine inşa edilmiştir” diye konuştu.
Klaus'un imzası olmaksızın, Avrupa Birliği liderleri reform antlaşmasının öngördüğü yeni görevlendirmeler konusunda karar alamayacak. Avrupa Birliği Konseyi Başkanı ile 'Dışişleri Bakanı' olarak adlandırılan Dış ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi için iki kritik ismin belirlenmesi gerekiyor. Resmi olarak görüşmeler her ne kadar başlamamış olsa da gayriresmi arayış başlamış durumda. Ancak Carl Bildt gibi adı geçen kişilere doğrudan 'aday mısınız' diye sorduğunuzda genelde aynı yanıtı alıyorsunuz. Örneğin Carl Bildt, “Yok açıkça aday olmadığımı söyledim” diyor. Ama herkes bu yanıtın konjonktüre göre değişebileceğini biliyor.
Konsey Başkanlığı için adı geçenler arasında İngiltere'nin eski başbakanı Tony Blair ile Lüksemburg Başbakanı ve Euro Bölgesi Başkanı Jean-Claude Juncker bulunuyor.
Avrupa Parlamentosu'nun Hrıstiyan Demokrat partili Alman milletvekili Werner Langen her iki isme itiraz ediyor. Langen gerekçelerini şöyle sıralıyor: “Euro bölgesinden olmalı ve Avrupa gündemine hakim olmalı. Ne çok güçlü olmalı ne de çok güçsüz ve bağımsız. Yani dengeleyici olmalı ve en önemlisi de bu. Dolayısıyla Sayın Blair söz konusu olamaz, Sayın Juncker'in de farklı görevleri var.”
Liderler zirvesinin önemli gündem maddelerinden biri de iklimin korunması olacak. Avrupa Birliği'nin kendiyle çok fazla meşgul olduğu ve iklimin korunması gibi önemli konuları ihmal ettiği yönünde eleştiriler yapılıyor. Nitekim Kopenhag'da düzenlenecek Dünya İklim Konferansı'na kısa bir süre kala Avrupa Birliği halen yoksul ülkelere iklimin korunması için nasıl destek verilebileceğini karara bağlamadı.
İsveç Maliye Bakanı Anders Borg bu durumdan rahatsız. Borg şunları kaydetti: “İklimin korunması için sağlanacak finansman konusunda bugüne kadar uzlaşamamış olmamız elbette üzüntü verici. Avrupa'nın iklimin korunmasında öncü rolü gereği önümüzdeki günler ve haftalarda bu konuda ilerleme sağlamamız çok çok önemli.”
D W Christoph Hasselbach


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu







GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














