|
Avrupa, AKP'nin kapatılmasını affetmez
Türkiye AKP'ye açılan dava gibi manevralara alışkın olsa da, bu kez olaylar değişiyor gibi. Ankara'ya bizzat gelen Barroso'nun reformlara hız verilerek üyelik sürecinin canlandırılması talebi, AKP'ye sarsılmaz bir destekti 01/05/2008 (370 kişi okudu)
Francısco Veıga Anayasa Mahkemesi'nin iktidardaki AKP'ye açılan kapatma davasını görmeye karar vermesinden bu yana, Anadolu'da çok boyutlu bir siyasi kriz başladı.
Seçimlerde oy çoğunluğu elde eden siyasi oluşumun demokrasi için bir tehlike olduğunun farkına şimdi mi vardılar? AKP'ye, 'gizli gündemi' konusundaki eski sıkıcı nakaratla, 'laiklik karşıtı faaliyetlerde bulunmak' suçlaması getiriliyor.
yapmasını arzu eden saldırı, bir komedi. 1920'lerde Mustafa Kemal tarafından kurulmasından sonra cumhuriyetçi Türkiye'de bu tür manevralara alışıldı. Türkiye'nin Sovyetlere karşı ABD'nin stratejik bir piyonu olduğu Soğuk Savaş boyunca da bu tür olaylara alışmışlardı.
olaylarla dolu uzun geçmişi dolayısıyla, bu manevralar ve erklerin darbeleri çoğu Türk'ü hâlâ etkiliyor.
Ancak, bu kez olaylar değişiyor gibi. Bunun belli başlı sebeplerinden biri Brüksel kaynaklı. Nisan 2007'de Türkiye Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde, İslamcı AKP'li birisinin cumhurbaşkanı seçilmesine karşı bir muhtıra yayımlamasının üzerinden sadece bir yıl geçti. 12 ay sonra Brüksel, şu mesajı gönderdi: 'Reformlara bir an önce hız ver ve eski siyasi tartışmalarla oyalanma'.
Bu mesajı bizzat Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso Ankara'ya giderek
verdi. Hatta oraya gitme jesti, Erdoğan yönetimine ve Gül'ün
cumhurbaşkanlığına sarsılmaz destek niteliğindeydi. Hükümet de bu
jeste, tartışmalı 301. maddeyi geri çekmek için meclise götürerek yanıt
verdi. Bu, şimdiye dek 'laikler' diye tanımlanan, aslında her defasında
'aşırı milliyetçiler' olarak tasvir edilen kesimlerin soğuk yaklaşımına
yol açtı.
Adaylık sürecinde başarısızlık AB için felaket olur
(İspanyol gazetesi, Barcelona Özerk Üniversitesi Tarih Kürsüsü'nde Doğu Avrupa ve Türkiye konusunda uzman, 26 Nisan 2008) |


EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu