Anayasa Mahkemesi, ‘yargısal darbe’ye geçit verecek mi
Anayasa Mahkemesi, ‘yargısal darbe’ye geçit verecek mi
Anayasa Mahkemesi, ‘yargısal darbe’ye geçit verecek mi
Anayasa Mahkemesi, ‘yargısal darbe’ye geçit verecek mi
Anayasa Mahkemesi, ‘yargısal darbe’ye geçit verecek mi
Hasan Cemal
Ergenekon’lu, darbeli, AKP’li notlar (5)
Anayasa Mahkemesi, ‘yargısal darbe’ye geçit verecek mi?..
İktidarla muhalefet aynı demokrasi çizgisinde buluşup şöyle bir ses verebilirler mi:
“Rejime dıştan müdahalelere hep birlikte hayır diyoruz. Askeri
darbelere de, hukuki darbelere de hayır! Bizim için nihai hesaplaşma
yeri, demokrasilerin gerçekleştiği son yerdir, yani seçim sandığıdır,
milletin oyudur.”
Şöyle devam edebilirler mi:
“İktidar ve muhalefet partileri olarak, Türkiye’yi siyasal partiler
mezarlığı olma ayıbından kurtaracak, gerçek demokrasi ve hukuk
devletini rayına oturtacak anayasal düzenlemeler konusunda uzlaştık.”
Noktayı birlikte koyabilirler mi:
“AKP’yi kapatma davasını düşürecek ve laikliğe ilişkin haklı kaygıları
giderecek şu düzenlemelerle açıklamaların yapılmasında anlaşma
sağlanmıştır.”
Olabilir mi?
Ne yazık ki hayır.
Olabilse, işte o zaman Türkiye’nin yakın geleceğine dönük kara gölgeler
ortadan kalkmış ve iyi niyetli sağduyu çağrıları yerini bulmuş olurdu.
Ama maalesef çok partili demokrasiye adım attığımızdan beri iktidar ve
muhalefet partileri, böyle bir ‘demokrasi mucizesi’ni yaşatmadılar bu
ülkeye.
Yaşatmış olsalar, Türkiye çoktan rayına girmiş, aş ve iş sorunlarını
çözmüş, Yunanistan gibi, İspanya ve Portekiz gibi AB’nin birinci sınıf
demokrasileri içindeki yerini almış olurdu.
Bunu başaramadık.
Bugün hâlâ neler yaşıyoruz.
CHP lideri Baykal, seçim sandığında yenemediği AKP’nin yargısal darbe yoluyla tasfiyesine umut bağlamış durumda.
MHP lideri Bahçeli, yargısal darbe yoluyla AKP’nin başını, Tayyip Erdoğan’ı yok etmeyi amaçlıyor.
Bu tablodan uzlaşma çıkmaz.
Sadece kavga çıkar.
Geçmişte örneklerini çok gördüğümüz, 27 Mayıs’ın, 12 Mart’ın, 12
Eylül’ün, 28 Şubat’ın öncesinde ve sonrasında yaşadığımız o siyasal
istikrarsızlık ve kavgaların bu ülkeye ne kötü bir maliyet ödettiğini,
nasıl kayıp yıllar yaşattığını çok iyi bildiğimiz halde, ne yazık ki
yine aynı yolun yolcuları gibiyiz.
Kurtulamayacak mıyız?
Yine kavga mı?
Yine kayıp yıllar mı?
Bu tablodan yine kavga çıkmaması için şimdilik tek bir çıkış yolu
gözüküyor. Bu da Anayasa Mahkemesi’nin kendi içinde “Yargısal darbeye
hayır!” demesidir.
Bu ihtimal var mı?..
Bilemiyorum.
Bildiğim bir şey var. Türkiye geçmişte olduğu gibi yine tehlikeli
sularda yol almaya başladı. Ve tehlikede olan, kimilerinin sandığı gibi
‘laiklik değil demokrasi’dir.
Evet Erdoğan hükümeti, muhafazakarlık anlayışı ve laikliğe dönük bazı
yaklaşımlarıyla toplumun bir kesiminde haklı kaygı ve tepkilere yol
açtı ve de bu konuyu fazla önemsemedi.
Evet Erdoğan hükümeti, üniversitede başörtüsü-türban yasağının
kaldırılmasına tüm öncelik ve enerjisini verirken, ‘sivil anayasa’yı
unuttu.
Evet Erdoğan hükümeti, son birkaç yıldır demokratikleşme alanında ipe un serdi.
Evet Erdoğan hükümeti, Avrupa Birliği’ni 2005’den beri boşladı.
Evet Erdoğan hükümeti, Şemdinli’de, Hrant Dink cinayetinde, 301’de demokrasi ve hukukun üstünlüğüne yan çizdi.
Evet Erdoğan hükümeti, Kürt sorununda başlangıç noktasından farklı olarak milliyetçi rüzgarlara dümen kırdı.
Evet Erdoğan hükümeti, 2003-2004 darbe tertiplerini herkesten iyi bildiği halde demokrasi ve hukuk düğmesine basamadı.
Bütün bunlar gerçek.
Bunlardan dolayı Başbakan Erdoğan’ın, AKP’nin eleştirilmesi gerekir, eleştiriliyor da...
Ama bütün bunlar için AKP’den hesap -askeri ya da hukuki- darbeyle değil, seçimle sorulacaktır.
İşin püf noktası budur.
Demokrasi bunu gerektirir.
Bu ülkede bugüne kadar ne yazık ki iktidar ve muhalefet partileri
arasında darbelere geçit vermeyen bir anlayış birliği kurulamamıştır.
Demokrasi bir ortak platform olarak bir türlü içtenlikle
benimsenmemiştir.
Dün de öyleydi.
Bugün de öyle.
‘Devlet’le, sivil ve asker bürokrasi ile oynamayı, oynaşmayı seven
partilerimiz, sözde sosyal demokratlar dahil, siyaset sahnemizden hiç
eksik olmadılar, olmuyorlar. Çok kolay devletçi olurken, demokrat
olamıyorlar.
Bin yıldır yaşıyoruz bu gerçeği.
Ama aklınızdan çıkarmayın:
Bugün Türkiye’de asıl tehlikede olan demokrasi ve hukuktur.
Bu ülkede askeri ya da hukuki darbeciler ve de Ergenekon’cular, hiç
kuşkunuz olmasın, Türkiye’nin AB ve demokrasi yolunu kesmeyi bir
numaralı hedef olarak bellemişlerdir.
Yargısal bir darbe, onları bu hedefin çok yakınına getirecektir.
Bu tehlikenin farkında mısınız?
Anayasa Mahkemesi, Türkiye’yi böyle bir maceraya atabilecek bir yargısal darbeye geçit verecek mi?
Yani kazık meselesi.
Altıncı yazı yarın.
Anayasa Mahkemesi, ‘yargısal darbe’ye geçit verecek mi
Anayasa Mahkemesi, ‘yargısal darbe’ye geçit verecek mi
Anayasa Mahkemesi, ‘yargısal darbe’ye geçit verecek mi
Anayasa Mahkemesi, ‘yargısal darbe’ye geçit verecek mi
Anayasa Mahkemesi, ‘yargısal darbe’ye geçit verecek mi
Anayasa Mahkemesi, ‘yargısal darbe’ye geçit verecek mi
Anayasa Mahkemesi, ‘yargısal darbe’ye geçit verecek mi



EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu