Laiklerin AKP’nin ülkeyi İslamileştirmeye yönelik
gizli bir gündemi olduğuna dair şüphelerine
rağmen, Başbakan Erdoğan’ın liderlik sicili iyi.
AKP merkez bir partiyse, öyle hareket etmeli Başyazı, 31 Temmuz 2008
AKP merkez bir partiyse, öyle hareket etmeli
Bombalara, depremlere ve darbelere alışkın olmasına rağmen, bir mahkeme salonunun içinde ve etrafında yaşanan gelişmeler Türkiye’nin istikrarı üzerinde sismik bir etki yarattı.
Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yle ilgili kararını vermesinden önce, İstanbul’da iki
bombalı saldırı gerçekleşmiş ve militan Türk milliyetçilerinin hükümeti
devirme planı ortaya çıkarılmıştı.
Dolayısıyla, AKP’nin kapatılmayacağı açıklandığında, derin nefes alındığı neredeyse işitilebiliyordu.
Mahkeme orta yol bulup, partiyi aldığı hazine yardımının yarısından mahrum bırakmayı tercih etti.
Karar diğer yönde çıksaydı (ve az daha öyle olacaktı), bir mahkeme
salonu draması hızla siyasi dramaya dönüşecekti.
Sadece yüzde 47 oranında oyla yeniden seçilen parti yok edilmekle kalmayacaktı;
mahkemeden, başbakan ve cumhurbaşkanı da dahil 71 kişiye
siyaset yasağı getirmesi de talep ediliyordu.
Parti kendisini yeni bir isimle yeniden kurabilirdi. AKP’nin ‘içinden çıktığı’ Refah ve Fazilet partilerinin ikisi
de fazla yaygaraya yol açmadan kapatılmıştı.
Fakat başarılı bir başbakanı yasaklamanın hem uluslararası hem de dahili bedelleri olacaktı.
Laiklerin AKP’nin ülkeyi İslamileştirmeye yönelik gizli bir gündemi
olduğuna dair şüphelerine rağmen, Başbakan Erdoğan’ın liderlik sicili
iyi.
Türkiye yıkıcı bir ekonomik krizden sonra belini doğrulttu, Kıbrıs siyasetini yumuşattı, AB’yle müzakereleri hızlandırdı ve Kürtlerle uzlaşma girişiminde
bulundu. Suriye-İsrail görüşmelerinin de gösterdiği gibi, Türkiye’nin uluslararası arabulucu rolü arttı. Pek çok aksama da yaşandı;
biri, ocaktaki
Kuzey Irak istilasına rağmen hâlâ tehdit olan ayrılıkçı PKK’yla ilgiliydi. AKP de neredeyse her büyük kentin idaresini kontrol ederek ve önemli
görevlere kendisine sadık kişileri getirerek olanaklarına fazla güvendi. Ayrıca, üniversitede türbana izin veren bir yasayı mecliste zorladı.
AKP yargıçların uyarısına kulak vermeli.
Merkez bir partiyse, öyle davranmalı ve daha geniş bir siyasi çıkar koalisyonu oluşturmalı. Yaşananlardan
laik milliyetçiler de ders almalı.
Onlar da güçlerini davalar ve arka plandaki generallere değil, siyasi programlar ve özgür seçimlere dayandırmalı.
(Başyazı, 31 Temmuz 2008)


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu







GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














