AKP, darbe önergesini destekler AKP darbe önergesini destekleyecek ama CHP umutsuz vaka
Röportaj
AKP, darbe önergesini destekler
Arka plan...
ERGENEKON
soruşturması ve kapatma davası arasında bir yerlere savrulan Türkiye’de
herkes kampını belirlemişken, kimi İslamcı kimi de darbeci olarak
etiketlenmişken geçtiğimiz çarşamba günü Ufuk Uras çıktı ve 22 imzayla
birlikte Meclis’e bir önerge verdi. Bu önerge darbe araştırma komisyonu
kurulmasını öngörüyordu.
Son dönemde yapılan en “aklı selim”
hareket olan önerge, herhangi bir sonuç getirir mi bilmiyoruz. Ama en
azından Meclis’in iradesine karşı olan darbelerin araştırılmasına
bizzat Meclis’in ön ayak olması yerinde...
Önergenin Meclis’e
gelmesinin ardından cuma günü Cihangir’de Ufuk Uras ile bir araya
geldik. Önergeden beklentilerini ve böyle bir dönemde Meclis’te “tek
şövalye olmayı” konuştuk.
Uras, önergenin simgesel önemine
değindi. “Ayşenur Bahçekapılı ve Nursuna Memecan destek olacaklarını
söylüyorlar, Genel Kurul’a geldiğinde destek artacak” dedi ve ekledi:
“Önemli olan Meclis’in böyle bir konuda tok bir tavır sergileyebilmesi.
Ama maalesef CHP’den hiç destek gelmedi.
Umutsuz vaka!”
AKP darbe önergesini destekleyecek ama CHP umutsuz vaka!
Darbe
araştırma önergesini Meclis’e sunan ‘şovalye’ Ufuk Uras: AKP demokratik
değil, pragmatik bir tavır içinde. Halbuki tam bu dönemde 12 Eylül de
dahil olmak üzere bir rejim ve düzen eleştirisi yapmalıyız. CHP ise
301’i destekliyor, Ergenekon’u bırakın, 12 Eylül’ün avukatlığına
soyunuyor
Bu
önerge bir turnusol kağıdı oldu, demokrasi sınavı oldu. Seçimlerde
‘Meclis’e Ufuk gerek!’ demişlerdi, ben de ‘Meclis’e darbe araştırmaları
gerek’ diye bunu tamamladım. Meclis’in simgesel bir duruş sergilemesi
önemli.
Önerge genel
kurula gelirse orada milletvekillerinin destekleme şansı hâlâ var. Bir
dizi vekil genel kurula geldiğinde destekleyeceklerini söylüyor.
KAPI KAPI DOLAŞMADIM
Anladığım
kadarıyla kapalı bir grup kararı var. Ben de tek tek hepsini
dolaşmadım. Grup başkanlarıyla görüştükten sonra ayrıca
milletvekillerine gitmedim. Bana doğru gelmedi ama ‘Niye gelmedin?’
diyen oldu.
Evet,
insanlar izin almadan tuvalete bile gidemeyecek hale getirilirse
maalesef böyle bir biat kültürü yaygınlaşıyor. Yurtdışından gelenler
bana soruyorlar, grup toplantılarında lider içeri girince neden herkes
ayağa kalkıyor diye. ‘Böyle bir şeyi biz en son ilkokulda yapmıştık’
diyorlar.
Siz o alanda istediğiniz bilgiyi alabilme imkanına sahip oluyorsunuz. Ama tabii dedektif değiliz. Burada simgesel duruş önemli.
DTP’liler artı Hamit Geylani ve ben varız.
İktidar
partisinden Ayşenur Bahçekapılı ve Nursuna Memecan geldi, ‘Önceden
bilsek destek olurduk. Genel Kurul’da destekleyeceğiz’ dediler.
Başkaları da var ama CHP’den gelen olmadı.
ARINÇ MAZERET YARATIYOR
Hayır, hiç yok. Bu konuda Anayasa Mahkemesi kararı var.
Yargıya intikal etmesi engel değildir diye karar var. Ben bu
açıklamaların mazeret olduğunu düşünüyorum. Yoksa geçmişe baktığımızda
Şemdinli araştırma önergeleri de böyle gelmiş. Ama daha vahimi bugüne
kadar var olan araştırma önergelerinden ortaya çıkan raporların hiçbiri
Genel Kurul’a inmemiş.
Demokrasiden
yana, darbelere karşı vesayetçi bir siyasal yapılanmaya karşı tok bir
siyasi irade yok. Biz tam da bunu teşhir etmek istiyoruz.
MECLİS’E YENİ GELDİK
CHP
Ergenekon’un avukatlığına soyunmak yetmiyormuş gibi, 12 Eylül
avukatlığına da soyundu. Bize ‘Nereden çıktı bu şimdi, yeni mi aklınıza
geldi?’ diyorlar. Hayır, bizim aklımıza yeni gelmedi. Biz Meclis’e yeni
geldik!
Hayır
ama mesele sadece bu da değil. 301’i destekliyorlar, Dink’in katil
zanlıları ortaya çaktığında savunmacı tutumlara giriyorlar. Umutsuz bir
vaka ile karşı karşıyayız. O yüzden ‘AKP’ye karşı özgürlükçü sol’
seçeneğini biz inşa etmeliyiz.
Ama benim arkamda toplumsal muhalefet örgütleri, yurttaş inisiyatifleri var.
O
koşturmada arkama bakmıyorum ama kim arkamdaysa kabulümüzdür. AKP
demokratik değil, pragmatik bir tavır içinde. Halbuki tam bu dönemde 12
Eylül de dahil olmak üzere bir rejim ve düzen eleştirisi yapmalıyız.
Topu taca atıyorlar.
Cesaretli davranmıyorlar. Faydacılar. Zaten öyle olmasa 28 yıldır darbe
anayasası ile yaşamazdık. Önergeye imza atanlara bakın. Hepsi yüzde 10
barajını delmek için bağımsız girenler Meclise. Seçim yasasının
değiştirilmesinin ne kadar önemli olduğu bir kez daha görünüyor burada.
BÜTÜN KIŞLALAR SIKICIDIR
Bence var. Erdoğan neoliberalizmi muhafaza etmek,
Deniz Baykal 12 Eylül rejimini, milliyetçiliğe tapınmayı muhafaza etmek
istiyor. Hepsinin derdi toplumu kalıplara sokmak. Oysa biraz da kalıp
kırıcılara ihtiyaç var. Onlar toplumu kendi renklerine boyamak
istiyorlar. Bu da kışla düzeni demek. Bütün kışlalar can sıkıcıdır.
ERGENEKON’LA MÜCADELE
Hep bir devlet sırrından
bahsediliyor. Örneğin Sayın Arınç ‘Bu komisyonlar ilerlemez çünkü
devlet sırrı karşımıza geliyor’ diyor. Niye cinayet şebekeleri devlet
sırrı olsun? Bunu kabul etmek mümkün değil. Bence tüm bilgiler çok
değerli. Çünkü hepsi birlikte bir resim ortaya çıkaracak. Her darbe
girişimi mutlaka kontrgerilla faaliyetleri ile işbirliği içinde
olmuştur. O yüzden ikisi ile mücadele eş anlamlı.
SADECE KUDDUSİ OKKIR MI
Tabii
ki sorunlar var. Ama seçici davranılıyor. Kuddusi Okkır’ın durumu
hakikaten çok üzüntü verici ama cezaevlerinde feci durumda olan çok
kişi var ve kimse onlarla ilgilenmiyor. F tipinden bana her gün onlarca
mektup geliyor, 12 Eylül döneminden devam eden davalar var. Bunlar hiç
önemsenmiyor, onlar insan değil muamelesi yapılıyor. Bana bu da
yakışıksız geliyor.
Siyasal İslam global bir proje
-
Toplumun muhafazakarlaştığı ve dindarlaştığı açık ama AKP siyasal
İslam’ı aynı zamanda liberalize etti, çünkü ne de olsa bir düzen
partisi. Küreselleşme sürecinin bir parçası. Küreselleşme toplumu içe
kapatmak istemez. İhtiyaçlar doğrultusunda dışa açmak ister. O yüzden
AKP ile Saadet ve Refah arasındaki farkı görmek gerek. Tabii ki toplumu
muhafazakarlaştırmak istiyor. Bu neoliberal politikaların mağdurlarını
bir efsunlama aracı. İnsanları bu şekilde denetliyor. Zaten siyasal
İslam global bir proje.
-
Tamamıyla. Bizim gençliğimizde suret yasağı vardı. Şimdi dini metinler,
imgeler televizyonlarda. Artık gece 12’de tanrıdan korktuğumuz için
değil, komşumuzu rahatsız etmemek için belli şekilde hareket ediyoruz.
-
Evet, esas itirazımız onun bir düzen partisi olmasına. Onun
politikalarını neoliberal politikaların getirdiği faturalar açısından
eleştiriyoruz. Ama öte yandan küreselleşmeyelim de demiyoruz. Başka
türlü küreselleşme mümkün diyoruz.
Nagehan ALÇI


EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu